SÖMÜRÜLÜYOR MUYUZ?
Geçenlerde bir Orhan Veli edasıyla kendimi anlatan bir post paylaşmıştım. Amacım sade düz bir insan olduğumu dile getirmekti, böyle de yaşanıyor işte demekti. Ancak birisi şöyle yazmış yorumlara: "Sizi çok mu çekemeyen var, ne bu böyle kendini ispat havası filan?.." Yahu ne alakası var; işim gücüm yok, beni çekemeyenlere peynir-ekmek yediğimi beyan eden yazı mı yazacağım. Ama bir başka yorum da şöyle idi: "Hocam, böyle yaşayamayanlara ne tavsiye edersiniz?" Mis gibi soru, teşekkür ederim. Ben tavsiye makamı değilim ama bazı düşüncelerimi birkaç cümle ile dile getirmeye hakkım olduğunu düşünüyorum. Sosyal medya hepimizin sayfası, gazetesi, televizyonu... İsteyen dilediği gibi doldurur. Beğenen takip eder, beğenmeyen gider. Kötü niyetli yorumlara gerek yok. Ben otuz beş yaşımdayım. Artık evliyim. Hadi bekarken paranı belki daha rahat harcıyorsun; ki ben o zamanlarda da çok düzenli bir hayat yaşardım. İsraftan kaçınırdım. Ama evlenip yuva kurunca giderler farklılaşıyor, daha da dikkatli olmak zorunda kalıyorsun. Yeni durumu iç dünyanızda kabul ederseniz zorlanmıyorsunuz, sizin normaliniz oluyor. Yani idareli yaşamaktan söz ediyorum. Gerekmedikçe dışarıda yemek yemiyorum, kahve dahi içmiyorum. Bir fincan kahve otuz lira, en basitinden. Düşünüyorum, gerek var mı? Yok, diyorum. Bir dost sohbeti yoksa bir fincan kahveye otuz lira vermek bana normal gelmiyor. Sömürüldüğümüzü düşünüyorum. Geçenlerde markete girdim. Bir atıştırmalığa gözüm takıldı. Canım çekti. Baktım ki çok pahalı... Almadım. Gerek yok dedim. Yemesem ne olur, hiçbir şey olmaz. Belki o an alacak durumum var, ama diyorum ya bana sömürülüyoruz gibi geliyor. Kazancımı biliyorum. Buna göre yaşamak durumundayım. Belki refah düzeyi yüksek biri olsam harcarım; bilmiyorum. Ama memur maaşıyla geçinen biri
Sayfa 41·Kitabı okudu
Her şeyi bilen ve her şeye kadir olan, ama amacının yarattığı canlılar tarafından anlaşılmasını sağlamaya çalışmayan bir tanrı, iyilikler tanrısı böyle mi olur? Sanki insanlığın selameti için çok gerekliymiş gibi binlerce yıl boyunca sayısız kuşku ve tereddütün sürmesine izin veren, buna karşın hakikat ile ilgili bir yanlış algılamada, en korkunç sonuçları söz konusu eden bir tanrı? Eğer hakikatli olup, insanların hakikat uğruna ne kadar acı çektiğini görebilseydi, acımasız bir tanrı olmaz mıydı?
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir tek romanlarda olur böylesi
“Aferin, kocacığım! Bak beni ne güzel düşünmüş! İşte bir soğanlı kavurma yapmış, bir de kabak pişirmiş. Oh ne âlâ! Bu beni düşündüğü için. Belki geç gelirse yemekleri hazır bulsun, diyedir. Bunları pişireceğim diye vaktinden önce uykudan kalkmıştır. Öyle ya! Zamanında işe yetişecek. Baksana taptaze, mis gibi kokuyor. Mutlaka bugün pişirmiştir. Ah, benim hakikatli kocacığım!
Sayfa 12 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI III. BASlM: OCAK 2020·Kitabı okudu
Alıntı
Sükutu Hakikat
Hemen söyleyelim; sükûtu altın olan biri konuşmaya baş-ladığında bize kalp ülkesinden inci mercan getirirdi. Litera-türde biz buna şiir deriz, sohbet deriz, hikmet deriz. Ortaya çıkan tabloya da "medeniyet" deriz. O hâlde ataların, "Söz gümüşse sükût altındır." sözüne kulak verip kendimize çekidüzen verelim ve köklü medeniye-timizin üstüne birkaç taş da biz koyalım. Tabii ki bunun için değişime hazır olmalıyız. Sahi, bunun için ne yapmalıyız? Kesinlikle düşünmeden konuşmamalıyız ve konuşurken de insanlara bıkkınlık veren uzun cümleler kurmaktan sakın-malıyız. Şunu da unutmayalım ki: "...Bir toplum kendisin-dekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez."3 Diliniz tatlı, sükûtunuz hakikatli olsun.
Alıntı
Evet bu hakikatla beraber insan kusurdan, nisyandan hâlî değil. Benim bilmediğim çok kusurlarım var. Belki de fikrim karışmış, risalelerde bazı hatalar olmuş. Fakat Kur'an'ın hurufat-ı kudsiyesinin yerine beşerin tercümesini ikame perdesi altında, noksan huruflarla yeni hatt altında tahrifkârane ehl-i dalaletin tevilat-ı fasideleri âyâtın sarahatını incitmelerine bakmıyor gibi, bîçare mazlum bir adamın kardeşlerinin imanını kuvvetlendirmek için bir nükte-i i'caziyeyi beyan ettiği için hizmet-i imaniyesine fütur verecek derecede itiraz, elbette değil ehl-i hakikat zâtlar belki zerre mikdar insafı bulunan itiraz edemez. Bunu da ilâveten beyan ediyorum. Bu zamanda gayet kuvvetli ve hakikatlı milyonlarla fedakârları bulunan meşrebler, meslekler, tarîkatlar, bu dehşetli dalalet hücumuna karşı zahiren mağlubiyete düştükleri halde benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz ve mütemadiyen tarassud altında, karakol karşısında ve müdhiş, müteaddid cihetlerle aleyhimde propagandalar ve herkesi benden tenfir etmek vaziyetinde bulunan bir adam, o mesleklerden daha ileri, daha kuvvetli dayanan Risale-i Nur'a sahib değildir ve o eser onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîm'in bu zamanda bir nevi mu'cize-i maneviyesi olarak rahmet-i İlahiye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşıyla beraber o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil, Risale-i Nur'da öyle parçalar var ki, bazı altı saatte, bazı iki saatte, bazı bir saatte, bazı on dakikada yazılan risaleler var. Ben yemin ile temin ediyorum ki, Eski Said'in (R.A.) {(Haşiyecik): Bazı müstensihler, bu bîçare Said hakkında (R.A.) kelimesini bir dua niyetiyle yazmışlar. Ben bozmak istedim,
Sayfa 619·Kitabı okudu
“Ne güzel şeydir hakikatli olmak! Hakikatli olmak, hak ile bağ kurmaktır. O zaman ancak birine hakkım geçmesin diye istikamet sahibi olmaya adarsınız kendinizi. Hakikatli olmak yalana meyletmemektir. Hakikatli olmak söz verdiginde sözünde durma cehdi göstermektir. Hakikatli olmak emanete sahip çıkmaktır. Elbette her şeye yetişemeyiz. Elbette irademizin bir sınırı vardır. Ne var ki doğmuş olmanın, yani insan olmanın bilinciyle “doğru“ hareket ettiğimizde, yüzümüzü fıtratımıza döndüğümüzde, kalbimizin tortu bağlamasına müsaade etmediğimizde Allah yardımcımız olacaktır. Şairin dediği gibi: “Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah“” Mehmet Avcı
Sayfa 5·Kitabı okudu
Alıntı