Güzel ve anlamlı sözler zahiren yazana ait görünse de özünde Allah’a aittir; çünkü kelamın özü, mananın kalbe düşme anında gizli olan ilâhî nefeste saklıdır.
İnsan sadece bir kalemdir; mürekkebi, gönlüne verilen ilhamdır. Bir cümle doğar, kelimeler birbirine tutunur, mana ince bir nehir gibi akar… Ama o nehrin kaynağı kulun bilgeliği değil, Rabb’inin gönle bıraktığı gizli bir damladır.
Bazen bir insan derin bir cümle kurar, o cümle başka bir gönülde yankı olur; birinin sızısını dindirir, birinin aklını aydınlatır, birinin karanlığına mum yakar.
İşte o anda anlarız ki, söz dediğin şey bir kuldan çıkmış olsa bile, tesiri kulların kudretine sığmaz. Çünkü kalbe şifa veren ses, kulağa dokunan kelime değil; o kelimenin arkasındaki ilâhî iradedir.
Herkes konuşur, fakat herkesin sözü gönle değmez. Çünkü gönle değen sözler, önce Arş’ta yankılanmış, sonra kulun kalbine bir hediye olarak indirilmiştir.
Bu yüzden bir insan güzel bir cümle yazdığında aslında kendi kudretiyle övünemez; çünkü o cümleyi içinde doğuran şey, insanın geçici aklı değil, Allah’ın kalbe dokunan ebedî hikmetidir.
Zahiren yazarız, zahiren düşünürüz, zahiren üretiriz… Fakat her hakikatli söz, tıpkı her incelik barındıran güzellik gibi, sahibini aşan bir derinlik taşır.
İnsan belki ne dediğini bilerek söyler ama sözün kimlere ulaşacağını, hangi yaraya merhem olacağını, hangi gönülde hangi duayı yeşerteceğini bilemez. İşte bu bilinmezlik, kelamın ilâhî yönünü fısıldayan en büyük işarettir.
Bu yüzden güzel sözün sahibi kul değildir; kul sadece o sözün yeryüzüne taşınmasına vesile olan bir eldir.
Gerçek sahip ise kelamın da, mananın da, hikmetin de sahibi olan Allah’tır. O’nun izin verdiği ölçüde konuşur, O’nun lütfettiği kadar bilir, O’nun ilham ettiği kadar yazabiliriz.
Ve bazen en derin, en anlamlı