Hz. Ali'nin eski taraftarı iken muhalefete geçen İbn Mülcem tarafından Necef Camii'nde öldürülmesi ile Muaviye ile olan çekişmesi bir anda sona erdi. Başka bir anlatıma göre aynı anda Muaviye'yi öldürmek için de bir komplo düzenlendiğini fakat saldırganın engellenerek bertaraf edildiğini söylemektedir.
Sayfa 99 - Vakıfbank Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Şah, semerden düşeceğe benzemiyordu daha ve Humeyni ise, kutsal kent Necef'te Saddam Hüseyin'in kanatları altındaydı, İslâm Devleti'nin sözü bile edilmiyordu.
Sayfa 31·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tespihler
Beyaz, sarı, kırmızı, çocukluk zamanımda oynadığım, beğendiğim ve sevdiğim üç tespih hatırlıyorum. Bunların biri, içi oyulmuş su damlaları gibi bembeyaz, parlak ve güler yüzlü, necef bir tespihti. Onun billur serinliğini sever, sessiz duruşunda bir su şarıltısı ve musikisi duyardım. Bu, benim annemin tespihiydi. Onun yanında annemle beraber olduğum zamanlardaki müsterih neşemin saffetini, tatil günlerimin çağlayan hazzını duyardım. Bu hodkâm, mahrem samimiyetimin bir remzi saydığım bir tespih; bu, zevkimin tespihiydi. Öteki, bal, mehtap, hazan yaprakları ve Haliç suları gibi sapsarı, iri taneli, güzel kokulu, içli, kehrüba bir tespihti. Onun kadife gibi yumuşaklığını sever, için için eski zaman kokan vücudunda bir nevi uzaklık, yalnızlık ve kibarlık hisleri duyardım. Bu, büyükbabamın tespihiydi. Onun yanında büyükbabamın odasındaki eski kaplı, sarı kâğıtlı kitaplar içinden gelen ilmin davetini ve divanlar içinde öten şiirin bülbüllerini duyardım. Bu, en hususî görüşlerimin, en ciddi temayüllerimin bir remzi saydığım bir tespih; bu, fikrimin tespihiydi. Üçüncüsü, kan gibi kırmızı mercan bir tespihti. Onun sıcak ve uzak denizlerden, masalların bahsettiği Arabistan'dan çıkıp gelen küçük kırmızı gözlerle böcek boynuzlarını sever, taşlaşmış vücudunda ılık kanın ve bütün coşkun hislerin olgunluğunu ve taşkınlığını duyardım. Bu, büyükannemin tespihiydi. Onun yanında annemle babam ve büyükbabama itiraf edemediğim çılgın oyunlarımın ve hülyalarımın; uyumadan evvel, yatağımda dinlediğim ve uykularımda daldığım masallar diyarının sırlarını duyardım. Bu, hep boş kalacağını daha bilmediğim hülyalarımın bir remzi saydığım bir tespih; bu, kalbimin tespihiydi.
Sayfa 95·Kitabı okudu
İran’ın fiilî kontrolündeki yerler
“İran, Ortadoğuda 4 kadîm Sünnî başkenti fiilen kontrol ediyor: Şam (Suriye), Beyrut (Lübnan), Bağdat (Irak) ve Sanaa (Yemen). Arap Baharı sürecinde bütün çıplaklığıyla görüldüğü üzere, İran, Şamdan elini çekmemek için her şeyi göze almış durumdadır. Beyrut, özellikle 1980'lerin başından itibaren İran'ın ideolojik yığınak yaptığı bir şehirdir, Bağdat, Irak'ın işgali sırasında ABD ile varılan zımnî mutabakat gereği İran'ın kontrolüne geçmiştir. Sanaa ise, 2014'te İran destekli Husilerin düzenlediği hükümet darbesinden bu yana İran'ın hâkimiyetindedir. Irak‘taki alternatif Şiî havzası Necef, İran’la zaman zaman gerilimler yaşıyor olsa da, sahadaki dengeler, Tahran’ın kontrolündeki paramiliter örgütler ve ekonomik rantın bölüşümü bakımından İran’ın Irak üzerinde baskın bir güç olduğu görülüyor.”
Sayfa 143 - 14. Tez
Kitap sayıları
Halife el Me'mun'un 815'te Bağdad'da Darü'l-Hikme adı ile kurduğu kültür yuvasının kütüphanesinde bir milyon kitap vardı. 891'de bir gezgin, şehirde yüzden fazla genel kütüphanenin yer aldığını açıklamıştı. X. yüzyılda Irak'ta Necef gibi küçük bir şehir 40.000 kitaba malik bulunuyordu. Meraga Gözlemevi'nin direktörü Nasreddin Tusi, 400.000 ciltlik bir koleksiyonu bir araya getirmişti. İslam dünyasının diğer ucunda, Müslüman İspanya'da ise Kurtuba'da Halife el-Hakem, X. yüzyılda 400.000 ciltlik bir kütüphane meydana getirmiş olmakla gurur duyuyordu. Halbuki aynı tarihten dört yüz yıl sonra Fransa Kralı V. Charles (Charles le Sage), yani Bilge Şarl, sadece 900 kitap toplayabilmişti. Ancak tarihte hiç kimse bu konuda Kahire Halifesi el-Aziz ile boy ölçüşemeyecektir; zira bu insan, 6.000'i matematik ve 18.000'i felsefe kitabı olmak üzere 1.600.000 ciltlik bir kütüphane kurmuştu
Alıntı
Hz. Ali kendi cenazesini kendisi kaldırmış;
Dedi ki "Yavrularım, sabah seherinde deve sırtında tabutla bir konuk gelecek. Beni yıkayacak, kefene saracak, tabuta koyup alıp götürecek. Sakın ona karşı gelmeyin; vermeyiz demeyin. Bir şey de sormayın!" Bütün vasiyetlerini tamam edip vefat etti. Sabahın seherinde bir Arap geldi. Arap, Hazreti Ali'yi yıkadı, kefene sardı; tabuta koyup devesiyle götürdü. Hayli bir zaman geçtikten sonra Hasan ile Hüseyin'in aklı başlarına geldi. "Bu Arap bizim babamızı aldı götürdü ama nereye defnedecek?" diye hatırladılar. Kılıçlarını çekip yola düştüler. Necef denilen yerde Arap'ın yolunu kestiler. Arap'a "Dur bakalım Arap! Sen bizim babamızı aldın nereye götürüyorsun? Nereye defnedeceksin? Yarın bayram gelecek, dini günler gelecek; herkes anasının babasının başında bir Fatiha okuyacak. Adaklık kuzu, kurban kesecek. Biz ne yapacağız?" dediler. Arap "Yavrularım," diyerek yüzündeki peçeyi kaldırdı. "Öyle bir amel kazanın ki kendi cenazenizi kendiniz götürün," dedi. Hasan ile Hüseyin baktılar ki babaları. Hazreti Ali" işte burası Necef, ben buradayım. Beni gelin burada ziyaret edin," dedi. Şah-ı Velayet mihrabını örterek devesini alıp sır oldu.
Alıntı