Babam bir çocuk gibi ölmüştü. Başı yataktan aşağı sarkmıştı. Mehin yanağımdan öpüp yalvararak beni bodrum kattan uzaklaştırmak zorunda kaldı. Hayatımda babama öldüğü günkü kadar yakın olmamıştım. Şehla, "Babamızın zorbalıklarını, bize
ettiği zulümleri hahrlarsan rahatlarsın," diyordu. Ama ben bağırıyordum.
Zorbaysa neden zorbalar gibi ölmedi?
Bir şeyi alışkanlıktan yapıyorsan oturduğun yerin, sevdiğin insanın, içtiğin çayın farkında değilsin demektir. Alışkanlıklarımızdan arınmanın yolu oyunlarımızı, oyunlarımızın kurallarını değiştirmek. Haftada bir günümüzü kimseye soru sormadan yaşamak. Telefon perhizi rejim değil de neden bir oyun olmasın? Yolda, metroda, vapurda kulaklıklarımızı çıkarıp çevremizi yeniden tüm duyularımızla hissedemez miyiz? Yoksa Orhan Veli boş yere mi dinlemiş İstanbul'u gözleri kapalıyken.
O halde neden bir dusuncenin kaderimizi şekillendirme gücünden yoksun olduğu düşünülüyor ki?
İşin aslı hiç kimse psikolojinin bize ne olmak. İstediğimizi gerçekleştirme gücü veren araçlarının ne kadar farklı olduğunu anlamiyor
Din, her daim affetmeyi öğütler bize. Bir kere İsa bile başka insanların ihtirasları yüzünden yara almış bu ruhlara aşkla, sevgiyle yaklaşır, onların yaralarını her şekilde derman olmak isterdi. O yüzden Magdadalı Meryem de şöyle derdi;
‘’O kadar çok sevdin ki sen o ellerine ne çok şey geçecek.’’ İşte burada ‘’sevdin’’ derken kastettiği sonrasında yüce bir inancın doğmasına neden olacak muazzam bir bağışlamaydı.