-Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
Haklısın, bende kabâhat ki haber yollamadım.
Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun..
Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın..
Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.
Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun kör gözüne!
O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
Gördü bir sahne-i üryan-ı sefalet ki nigâh,
Şâir olsam yine tasviri olur bence muhâl:
O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayâl!
perde-i zulmet: karanlık perdesi
sahne-i üryan-ı sefalet : çıplak yoksulluk sahnesi
nigah: göz
nâgâh: birden, ansızın
muhal: imkansız
derpiş: göz önünde canlandırmak
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yeraltı nehr çağlıyordu
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerin diyordu bir ses
İlk Kıblesi benim ulu Nebi'nin
Unuttu mu bunu acaba herkes
Burak dolanırdı yörelerimde
Miraca yol veren hız üssü idim
Kutsallığım belli şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim
Hani o günler ki binlerce mü'min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebi'ler hâtırı için
Cevaba erişen dualar vardı
Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü'minden yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgârlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım
Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Götür müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Teller üzerinde bir iki gidip geldikten sonra çalıp söylemeye başladı:
Açlıktan inler obam,
Sırtımda yırtık abam.
Evdeşimle oğlum aç:
Hey babam, aman babam!
Ötüken'in açları
Kemirir ağaçları.
Nerde Çin'in baçları?
Hey babam, aman babam!
Kılıç durur mu kında?
Tanrım bizi yakında
Bay kılıver akında.
Hey babam, aman babam!