Endonezya’da yaşayan 4 milyon kişilik Minangkabau anaerkil halkında toprak, miras ve mülkiyet tamamen kadının kontrolündedir ve erkek evlendiğinde kadının hanesine taşınır. Batı medeniyetinin rekabeti, güç deliliğini ve bencil çıkar arayışını kutsayan "erkek hiyerarşisi" karşısında; Minangkabau kültürü işbirliğini, ortak iyiyi ve barışı göklere çıkaran dişil bir matris sürdürmektedir. Bu muazzam nüfus (4 milyon insan), kadının merkezde olduğu toplumların marjinal birer kabile garipliği değil, son derece istikrarlı ve sürdürülebilir kitlesel uygarlık modelleri üretebileceğinin en net editöryal ispatıdır.
“İyi olan tek şey erdemdir. Erdem olmadan iyi var olamaz. Erdem bizim asil ve mantıklı olan tarafımızdır. Peki bu erdem ne olabilir? Doğru ve değişmez bir görüştür. Çünkü zihnimizin tüm dürtü leri buradan ortaya çıkar. Ve dürtülerim izi kışkırtan her görüntü bunun sayesinde net bir resme dönüşür.”
Sayfa 253·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kırılganlık! Varoluşumuzun derinliklerine inebilmemize izin veren işte bu sözcüktür, çünkü onun kırılganlığı-buna bağlı olarak, hayatımızın kötülüğü ve kısalığı-insani varoluşun temel sorusudur. Evet bu devrimci sözcük -iktidara böylesine vurgun, böylesine gömülü olunan, derin bir gurura sarmalanmış, biyolojik hayatın put, ruhsal hayatın ağırlık olarak görüldüğü günümüzde- en sansasyonel sözcük kırılganlıktır. Kırılganlığımızı incelemek bizi doğrudan varoluşun gizemine götürür. Dünyaya geldim ama bilmem neden, ne zaman gideceğimi de bilmem, zaten bunu kimse -azizler, bilgeler bile- bilmez çünkü ölüm perdeli gözlerimizden hâlâ gizlenen bir anlamla çıkagelir. Oysa hayatımızı daha derin kılan işte bu ölüm, bu yokoluş, bizi günlerimizin kaderi üzerinde kafa yormaya iten görünürdeki hiçliktir. Sorgulama insan doğasının ta kendisidir. Görüşüme göre olağanüstü bir ruhsallıkla donanmış olan hayvanlar kendilerini sorgulamayı bilmezler. Bizi, anlamı aramaya iten yay bu sorgulamadır ama gene de sorgulamanın gerçekleşmesi için bazı varsayımların olması gereklidir; bunların ilki de kendimizin karşısında sessizce durabilmektir ki, bu postmodern insan için hayli zordur. Sessiz durmanın yanı sıra gözlerimizi-belki yıldızlı bir gecede- göğe kaldırmalı ve başlarımızın üzerindeki o müthiş parıltının, dünyanın, enginliği ve bilinmezliği bize bir hiç hissettirerek ışıldayan sonsuz sayıdaki güneşin ne olduğunu kendimize sormalıyız. Olağanüstü küçük olduğumuzu hissettiğimiz bu anda, gayet net bir biçimde olağanüstü büyük olduğumuzu da hissederiz. Yıldızlarla dolu duru bir gecede bizi saran-dünyanın tüm kültürlerinde yaşayan bütün insanlarla ve belki büyük maymunlarla da paylaştığımız büyük heyecan güzelliğin heyecanıdır.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Temel duygusal ihtiyaçların aşırı düzeyde karşılanması da sağ­lıklı değildir. Sokaklarda gördüğümüz ve. çekinmeden " şımarık" diye nitelendirebileceğimiz çocuk ve yetişkinler genellikle böyle ailelerde büyürler. Her ihtiyaçları, çevredeki diğer insanların ihtiyaçları ya da ailenin koşulları gözetilmeden k arşılanan çocuklar dünyada "en önemli" ve "en değerli" şeyin kendileri olduğu mesajını alırlar. Buraya dikkat edin lütfen, "önemli ve değerli" hissetmek sağlıklı bir şeydir elbette ama "en önemli ve en değerli" hissetmek pek sağlıklı bir şey değildir. Açık ve net bir biçimde söylemek gerekir ki "en önemli ve en değerli" hissediyor olmak sağlıksızdır. İnsanın biricikliğine vurgu yapmak önemlidir ancak bu biriciklik beraberinde hiyerarşik bir yapı doğurduğu zaman sorunlara neden olabilmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de geçen "amel-i sâlih"i Tefsir "güzel işler" diye tercüme ediyor. Ehl-i sünnete göre amel-i sâlih, başta Allah'ın emrettiği farz ibâdetler olmak üzere bütün Müslümanların ibadet olarak bildikleri amellerdir. Yoksa, Allah ve resûlüne inanmadıktan sonra insan ağzıyla kuş tutsa, dünyayı aydınlatsa ve yalancı cennet haline getirse bile bunların hiç biri asla amel-i sâlih olamaz. Kur'an Yolu tefsiri lütfedip yazmış; orada okuyoruz ki, Zemahşerî ve Şevkânî gibi zatlar, Kur'an'a ve Peygamberimiz'e inanmayanların ebedî olarak cehennemde kalacaklarını söylüyorlar. Bir mason olan Reşid Rıza ile eskiden beri "Cennet Kimsenin Tekelinde Değildir" iddiasını sürdüren Süleyman Ateş ise Peygamberimiz'e ve Kur'an'a inanmayan Hıristiyan ve Yahudilerin de cennete girecekleri iddiasında bulunuyor. Kur'an Yolu tefsiri ne yapıyor? Onun tavrı ne? O da, Zemahşerî ve Şevkânî'nin değil, Reşid Rıza ve Süleyman Ateş'in tarafını tutuyor. Bunu da kâfi görmeyip, "İfadeleri net olmamakla be-raber Mevdûdî'nin de bu görüşü paylaştığı anlaşılmaktadır" diyerek Mevdûdî'yi de kendi safında göstermeye çalışıyor.
Sayfa 295·Kitabı okuyor
Bunun için evlenilmez. Bunlar evlilikle promosyon olarak verilir.
Böyle anlarda insanlann niçin evlendigini çok net bir şekil­ de anlıyordu ... "Bir şey," bir mevcudiyet, bir etek hışırtısı, önemsiz şeylerden bahsedebileceğin biri, sen keyifsizken ne­densizce paylayacak biri, susarken yanında biri olsun diye.