Evrimsel biyolojide, cinsel tek eşlilik (çift bağı) gösteren tüm canlılar hiposeksüeldir; yani sadece doğurganlık döneminde, sessizce ve üreme amaçlı sevişirler (Vatikan seksi!). Oysa insan, doğum başına düşen yüzlerce/binlerce üreme dışı cinsel birleşmeyle ve uzun cinsel ilişki süresiyle primat dünyasının en azgın, en "abaza" varlığıdır. Bu muazzam anatomik veri, insanın biyolojik olarak asla tek eşli bir çift bağına ayarlanmadığının; aksine, cinselliği kesintisiz bir sosyal eğlence, zevk ve kabile yapıştırıcısı olarak kullanan hiperseksüel bir bonobo doğasına sahip olduğunun en net editöryal tescilidir.
Arkeolojik bulgular net bir felakete işaret etmektedir: Çiftçiliğe geçişle birlikte insan boyu kısalmış, diş çürükleri ve vitamin eksiklikleri tavan yapmış, salgın hastalıklar yayılmış ve yaşam süresi radikal biçimde düşmüştür. Tarım, birey için biyolojik bir cehennemken, devletlerin, egemen sınıfların ve nüfus yoğunluğunun büyümesini sağladığı için "ileri doğru bir sıçrama" gibi pazarlanmıştır. Bu "baş döndürücü saygınlık yitimi", insanın hem bedensel sağlığını hem de cinsel özerkliğini egemenlerin mülkiyet ve hiyerarşi hırsına kurban etmesinin başlangıcıdır.
“Böyle anlarda insanların niçin evlendiğini çok net bir şekilde anlıyordu… “Bir şey,” bir mevcudiyet, bir etek hışırtısı, önemsiz şeylerden bahsedebileceğin biri, sen keyifsizken nedensizce paylayacak biri, susarken yanında biri olsun diye.”
Belki eskiden de berbat bir yerdi dünya, belki eskiden de bu kadar bencil, bu kadar acımasız, bu kadar aptal, bu kadar cahildi insanlar ama bu kadar cüretkar değillerdi.
Ölümden söz ederken aslında neden söz ederiz? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi? Yoksa yokluğu kendisinden mi? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor. Onu bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor onları ben uyandırıyorum tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için istemli istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkın harekete geçiriyor, net görünmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir belli çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir. Benmerkezci bir anlamda kendimizi kurtarmaya her benim gidişinden sonra hayatta kalışımımızı anlamlandırma yönelik bir uğraştır. Bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hala var olduğumuzu söylenebilir mi?