Dedi ki : Aşk sizi çağırdığı zaman onu izleyin yolları zorlu ve dik olsa da.
Kanatları sizi sardığı zaman, ona teslim olun. Tüyleri arasında gizlenmiş Kılıç sizi yaralayacak olsa da.
Hem aşk sizinle konuştuğu zaman, ona inanın. Bahçeyi tarumar eden kuzey rüzgarı gibi darmadağın etse de düşlerinizi sesiyle. Çünkü aşk taçlandırdığı gibi çarmıha da gerer sizi. Hem besler hem büyütür hem de budar sizi.
Yücelerinize tırmanıp, okşar sever güneşte titreyen en körpe dallarınızı.
Derken inip köklerinize, sarsar toprağı sıkı sıkıya tutmuşlarını.
Mısır demetleri gibi derer sizi Aşk.
Harman yerinde dövüp çırılçıplak bırakır. Kabuklarınızı elemek için kalburdan geçirir.
Apak edinceye kadar öğütür sizi. Yumuşayana kadar yoğurur; sonra da atar kutsal ateşine, Tanrı' nın kutsal şölenine kutsal ekmek olasınız diye.
Aşk bütün bunları, yüreğinizin sırlarına ermeniz ve bu bilgiyle Hayat'ın yüreğinin bir parçası olabilmeniz için yapacaktır.
"Ben bu dolaşıp durmalardan yoruldum.
Bu sevip sevip ölmelerden ölümüne sevmelerden,
Günlerin mermisi bitince kovana kendimi sürmekten
Günaydınların alevinden merhabaların ateşinden,
Her sabah aynaya selam durup kestiğim sakallardan,
Nereye gitsem ben, geçmiş, gelecek ve adamları;
Uzaklara övgü, yakınlara hançer ve dil bombası.
Başlarda yürüyen ayaklar vardı yumruklarım şahit.
Psikoloji yavan, sosyoloji dilsiz, istatistikler arsız.
Ama inandım serçelere, kalbe ve mezarda açan çiçeklere.
Hafıza en büyük cezadır buna da inandım.
Bir otobüs camından gördüğüm dağ Nereye gitsem yanımda, bir dağı taşımaktan yoruldum..."
Ama inandım serçelere, kalbe ve mezarda açan çiçeklere.
Hafıza en büyük cezadır buna da inandım.
Bir otobüs camından gördüğüm dağ
Nereye gitsem yanımda, bir dağı taşımaktan yoruldum..."