Çağdaş Türk Edebiyatının değerli yazarlarından Tarık Tufan'ın son kitabı "Gece Açan Çiçekler" i bir çırpıda #okudumbitti
Kitabın sonu bir nebze umutla bitse de roman boyunca "gülmeyen gülmez" atasözü ve #nihankaya nın meşhur "İyi Aile Yoktur' kitabının ismi kulaklarımda bol bol çınladı. Neden derseniz Gece Açan Çiçekler roman boyunca iki farklı kişinin dilinden resmedilen, iki ayrı dönemde ilerleyen bir aile dramı.
Roman ahşap, cumhuriyet öncesi dönemde yapılmış bir konakta geçiyor. Konağı da bir karakter olarak ele alırsak tüm bireylerin varoluşsal sancılarını, yaşam amaçlarını, arayışlarını, yanlışlarını, bulamayışlarını roman boyunca takip ediyor, iki anlatıcıdan biri olan, ailenin büyük kızı Halide ve diğer tüm aile üyelerinin bugününü, geçmişini, çocukluk yaralarını edebi bir dille, uzun betimlemer ve metaforlarla okuyoruz.
Hikayenin çözümüne yakın temelindeki en güçlü
mecaz olarak yer alan kapalı odanın açılmasıyla aile üyelerinin ve konağın tüm sırları gün yüzüne dökülüyor.
Romandaki bireyler gibi hepimiz bir bebek olarak pürü pak dünyaya gözlerimizi açsak da yaşama sadece kendimiz olarak başlayamıyoruz.
Büyük oranda yetiştiğimiz ailenin etkisiyle şekilleniyoruz ama kollektif bilinç dışından, atalarımızdan gelen kalıtsal hikayeler de hayatta bizi biz yapan önemli unsurlardan. Kitap boyunca aile üyelerinin bilmeden yaptıkları seçimlerinin, sonu hüsranla biten aşklarının bir önceki kuşaklarının benzerleri olduğunu görmek hiç şaşırtıcı değil.
Hatta sadece biz fanilerin değil cansız nesnelerin, hikayenin çekirdeğini oluşturan konağın da geçmişten getirdiği enerjiler, içinde nefes alanların bugününe biçim verdiğini söyleyebiliriz.
Gece Açan Çiçekler de bu minvalde karakterlerin aile hatırlarından onlara kalanlar, bildikleri, konağın geçmişinde yatan hiç