Evveliyetle söylenmelidir ki Huzur’u okumak iç nizamın düzenli işleyen çarklarına pas bulaştırmaya atılan ilk adımdır. Eğer öncesinden, benim gibi, iç nizamınız paslanmaya başlamışsa bu oluşumun daha hızlı gerçekleşeceğine inanılmalıdır. 1 günlük anlatı zamanının arasına sıkıştırılan 1 yıllık anlatılan zamanın; büyük bir aşkın gölgesinde koca bir kültürle yoğrulmuş bir milletin yenileşme ya da yenileşmeyi becerememe sancılarını, büyük bir harbi atlatıp arasından çok geçmeden ikinci büyük bir harbin başlayacağı haberlerinin sokaklarda yarattığı endişenin okura aktarılmasını, bireylerin huzur arayışlarındaki huzursuzluğunu içermesi behemehâl bunun tek sebebidir. Her ne kadar rahatsız olsam da derinlemesine yapılan karakter tahlilleri(ben edebiyatımızda böyle tahlil başka kimsede görmedim) o kadar başarılı, şiire yaklaşan cümlelerin ahengi o kadar güzel ki bana bu huzursuzluğu unutturdu.
Ahmet Hamdi Tanpınar “Antalyalı Genç Kıza Mektup”unda ‘Ergani madeninde üç yaşımda iken kendime rastladım’ dediğinde yazarlığın kendisinde bir kültür oluşturacağını muhakkak anlamıştı. Muhayyilesi o kadar güçlüdür ki şiire yönelmesinden doğal bir şey olamaz. Beni şairliğimle hatırlayın diye de çok yerde bahsetmiştir. Sadece şiirle kalmamış denemeler, makaleler, romanlar da yazmıştır. Bu yüzden Tanpınar kendi başına bir kültürdür. Ele aldığı konuları hep kendine has bir teknik ve üslupla dile getirmiştir. Çağının sorunlarına sessiz kalmamış, bu sorunlara çözüm yolları aramıştır. Bunları yaparken elbette başka kişilerden de etkilenmiştir. Nurdan Gürbilek bir yazısında kişilerin sevdiği yazarları edebi ebeveyn olarak görme meselesinden bahsediyordu. Ahmet Hamdi’nin kendine seçtiği edebi ebeveynleri şiirde Yahya Kemal ve Paul Valery, romanda ise Marcel Proust’tur. Şiirde Yahya Kemal ve
Başarılı ve güçlü bir lider olmak için her gün önünüze dikilen problemleri çözmeniz gerekir. Kurumsal süreçleri gözden geçirmeli, bütçe oluşturmalı, görevleri doğru kişilere paylaştırmalısınız. İş dediğimiz şeyin kişisel boyutu da çok güçlüdür.
Yeri gelir bir çalışana koçluk yaparsınız, yeri gelir üstünüzle bir meseleyi tartışırsınız. Bu tip her türlü durumda göreviniz, empati kurmanızı, güçlükleri yenmenizi ve mutlaka ama mutlaka bir amaç gütmenizi gerektirir. Başarılı olmak için pratik becerilerinizi geliştirmelisiniz. Bunu da içinize dönerek, kişisel gelişiminize yatırım yaparak yapmalısınız.
Tam da bu amaca önemli katkı sağlamak için, Harvard Business Review tarafından 2017 yılında yayınlanan ve Levent Göktem çevirisi, Optimist Kitap ayrıcalığıyla dilimize ve ülkemize kazandırılan bu kitapta, yalın ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır.. Bilgi verici ve açıklayıcı bir üsluba sahip içerik, yöneticiler ve yönetici adayları için bir başvuru niteliğindedir.
5 Ana kısımda toplam 17 başlıkta toplanan konular, sadece bilimsel notlarla değil uygulamaya yönelik pratik ipuçları ve yöntemlerle sunmaktadır.
Bolca renklendirip üzerinde notlar alarak iş yaşamınız boyunca sık sık geri döneceğinizden ve her seferinde yeni bir şeyler bulacağınızdan şüphem yok.
İçindekileri şöyle sıralayabilirim.
Birinci Kısım: Liderlik Zihniyetine Ulaşmak
1. Liderliğe Giden Yol
2. İtibar Ve Güven Yaratma
3. Duygusal Zeka
4. Başarıya Giden Yol
İkinci Kısım : Kendimizi Yönetmek
5. Etkili Biri Olmanın Sırları
6. Etkin İletişim
7. Kişisel Üretkenlik
8. Kişisel Gelişim
Üçüncü Kısım: Kişileri Yönetmek
9. Delegasyonu Özgüvenle Yapmak
10. Etkin Geri Bildirim
11. Çalışanlarınızın Yeteneklerini Geliştirme
Dördüncü Kısım: Ekip Yönetimi
--Spoiler--
'Beyaz geceler' derin bir yalnızlıkla pençeleşmemiş insanların anlayamayacağı kadar hüzün dolu...
Aşk ve yalnızlık üzerine kaliteli bir hikaye.
Bölümlere 4 gece diye ayrılsa da toplamda 6 gecelik bir zaman diliminde gerçekleşiyor...
Beyaz geceler ismi de malum hepiniz biliyorsunuz; petersburg'a özel bir durum. ama yine de burada şuna dikkat etmek gerekki, beyaz saflığı, iyiliği, hayali temsil eder. romanda da böyledir, romanda özellikle beyaz geceler döneminin seçilmiş olması dostoyevski'nin edebi gücüne bir örnektir...
Dostoyevski'nin eserlerindeki en önemli özelliklerinden biri de kahramanlarıdır. kahramanlar genellikle hayattan kendini soyutlamış tiplerdir,bu romanda da hem anlatıcı kahramanı hem de Nastenka'yı tipik Dostoyevski karakterleri diye niteleyebiliriz.
Erkek karakterleri her daim aşkına sadık karakterlerdir öyle ki başka bir erkeğe tercih edilse dahi sevdiğine toz kondurmaz, tıpkı burada kahramanın Nastenka'ya yaptığı gibi.
Gideceğini bilir Nastenka'nın. susacağını bilir kendinin; gelince sever, çok sever... gidince... gidince de sever.
aslında sevdiği Nastenka değil, Nastenka'yı sevmeyi sevmektir...
Dostoyevski'de kadınlar ise genel itibari ile kötüdür. birçok romanına bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız . Nastenka bu romanda ,Dostoyeviski'nin tipik kadın karakteridir; iki yüzlü, ne istediğini bilmez bir karakterdir...Bu Dostoyevski'nin kendi özel hayatından gelen bir tezahür müdür derseniz olabilir derim.
En çok dikkatimi çeken şey; Dostoyeviski'nin anlatımı..öyleki bu yanıyla diğer bütün eserlerden ayrılıyor bu noktada:
Anlatımın hem yazar tarafından yapılması (ki karakterin yalnızlığını çok etkileyici bir üslupla ele alıyor), hem ilahi bakışla ele alması hem de yeri geldiğinde kız karakter Nastenka'nın ağzından yapılması (