Jung dış dünya ile olan irtibatın kesilmesi ile iç dünyayla irtibata geçilmesi arasındaki paralel ilişkiyi enerji ile açıklar.
Bir başka deyişle, yatay hayattan çekilen enerji kendiliğinden dikey hayata kanalize edilecek ve normalde ölü olan dikey atmosferin canlanmasına neden olacaktır. Jung çöl, mağara gibi ıssız ortamlarda harekete geçen sezgisel, düşünsel mekaniz
ınayı bu alışverişe örnek olarak gösterir:
"Seni yenmek gerçekten keyifli sevgili dostum ve bir insana edebileceğim en büyük iltifat bu; normalde kazanmaktan nefret ederim, çünkü güya bana en sadık olan arkadaşlarımın içyüzünü görmeme yol açar. En yakın dostlarım hariç herkes bana karşı kaybetmekten nefret eder; çünkü imparator olarak sınırsız servete sahip olduğumu ve Tanrıların beni artık daha fazla kayırmaması gerektiğini düşünürler. Dolayısıyla bir iki zar atışından sonra mutlaka bilerek hata yapmak -belki fark etmişsindir- taktiğimdir. Yanlış hesaplamışım gibi yaparak, kazandığımdan azını alırım ya da borcumdan fazlasını öderim ve senin gibi, hatamı düzeltecek kadar dürüst insanlara pek rastlamıyorum."
Biri, “Ağlıyor!” diye fısıldadı.
Çemberdekiler fısıldaşmaya başladı: “Usûl ölüye su veriyor!”
Paul ıslak yanaklarına dokunan parmakları hissetti, etrafındakilerin hayretle fısıldaştığını işitti.
Onların seslerini duyan Jessica, bu deneyimin ne kadar derin olduğunu, burada gözyaşı dökmenin normalde ne büyük bir kabahat olduğunu fark etti. Bir söze odaklandı: “Ölüye su veriyor.” Gözyaşları; gölgeler dünyasına sunulan bir armağandı. Kutsal sayılacaklardı şüphesiz.