Topluma göre uyumsuz, tuhaf bulunan bir kadının çevresini taklit ederek uyum sağlama çabasının hikayesi. Kısacık, absürt ama etkileyici bir kitap.
Ana karakterimizin uyum sorunu çocukken ölü bir kuşu annesine getirip hadi bunu pişirip yiyelim demesiyle baş gösteriyor. Ona göre garip olmayan davranışlarının sayısı artıkça ailesinin endişesi de büyüyor normal ol diyorlar ona lütfen NORMAL ol.
Yarı zamanlı bir market çalışanı olarak 18 yıldır çalışıyor ve hiç evlenmemiş.
Hayata karşı çok nesnel bir bakış açısına sahip. Enerji kazanmak için besleniyor, vücudunu yarınki işine hazır olması için dinlendiriyor. Yalnızca market çalışanı kimliğine büründüğünde kendini normal hissediyor.
Kendi kadar uyumsuz, hayata, topluma kin güden bir adamla tanışmasıyla hikayesi yön değiştiriyor. Hayatını topluma göre normalleştirmeye çalışırken yaşadıklarını okuyoruz karakterimizin. Okurken karakterin düşünce yapısı oldukça absürt gelebilir ama bazı noktalarda durup düşüneceksiniz.
İnsanların başkalarının hayatlarına sürekli burunlarını sokmaları, pervasızca yaptıkları yorumlar ve sorulmadığı halde tavsiyede bulunmaları beni çok sinirlendirdi. Benim de başıma sık sık gelen bir durum bu belki de o yüzden.
Kime göre neye göre normaliz? Yaşadığımız toplum mu kişiliğimizi biçimlendiriyor? Gerçekten olmak istediğimiz kişi miyiz yoksa toplumun bize uygun bulduğu maskeyi takarak mı yaşıyoruz bu hayatta?
Dipnot: Sayaka Murata da yazarlığın yanı sıra Tokyo'da yarı zamanlı kasiyerlik yapmaktaymış. :)
Keyifli okumalar.
Bir kitaba yazamadıysam altında bir şeyler aranabilir. Öncelikle bu klasik bir kitap değil. Daha doğrusu hadi bir şeyler yazayım gibi yazılmamış. İki kişi dünya üzerine hasbihal etmiş, sonuç itibariyle de yazıya dökülmüş, kitap halinde basılmış. Ama benim yazamama durmumun sebebi bu değil. Bu tip konuları tatlı okuyamıyorum. Kendim bir şeyler düşünüyorum dünyaya dair, tabii hiç tefekkür etmiyorum değil. Sadece kimsenin iç dünyasına dalmayı sevemiyorum. Tabii burada dalan ben değilim, kitaptır, okudum. Ama böyle göğe bakarak, ağaca, çiçeğe, böceğe vs herhangi bir konuda yapılan tefekkürü başkalarıyla paylaşmak pek bana göre değil. Çünkü bunlar bireysel tecrübeler. Öyle de kalması gerektiğine inanıyorum. Bu arada tabii ki kitapta sadece bunlar yok ama demek ki bana çok gelen bir tarafı oldu. Yavaştı. Evet okurken çok yoruldum. Ama bu kesinlikle bendendir. Ya da belki değildir ya. Çok böyle birileri dinlesin diye bir sıhbet olunca bana da böyle oldu. Medyatik geldi. Tamamen hissettiğimi söylüyorum. Hiç hiç hiç tanımıyorum. Ne yapayım. Neyse.
Göğe bakalım. Allah'ın rahmet eserlerine elbette her an, her saniye bakalım. Benim demek istediğim, başkasının baktığında hissettim dediği şeyler onu sanki bir tek "şey"e çeviriyor. Halbuki öyle değil. Bunu anlatabilmem zor. Eminim ikisi de kıymetli insanlardır. Tanımıyorum, bir iki kitabını okumuşum yazarın da, zaten bu kitabını da bir arkadaşım hediye etmişti. Mesela o bunu çok beğenir okusa. Eminim. Ben sevemiyorum. Sonra da bu tip şeyler yazıyorum. Elimde değil. Ben başkalarının tecrübelerinden de tecrübelenmek isterim diyenler elbette olabilir ve okuyabilirler.
Evet.
Dediğim gibi dünya üzerine bir hasbihal. Ama herkesin kendi dünyası üzerine tefekküre girmesi benim zihnimde daha temiz yer buluyor. Bir de şunu sevmiyorum galiba, o
Halil Cibran'ın Meczup adlı kitabı, toplum tarafından “deli” olarak görülen bir karakterin iç dünyasını ve hayata bakışını anlatır. Romanın merkezinde yer alan meczup, insanların normal kabul ettiği düzenin dışında yaşar ve bu yüzden dışlanır. Ancak kitap ilerledikçe okur, meczubun aslında aklını yitirmiş biri değil; aksine hayatın, insanın ve hakikatin farkına varmış biri olduğunu görür.
Meczup karakteri dünya nimetlerine, makama ve gösterişe değer vermez. İnsanların ikiyüzlü davranışlarını, çıkar ilişkilerini ve sahte inançlarını sessizce gözlemler. Söylediği sözler ve tavırları, toplumun alıştığı düşünce biçimini sorgulatır. Bu yönüyle kitap, kimin gerçekten “akıllı”, kimin “deli” olduğu sorusunu okurun zihnine bırakır.
Meczup kitabını okurken en çok hissettiğim şey, “aslında deli sandıklarımız bizden daha mı akıllı?” sorusu oldu. Halik Ermiş, meczup karakteriyle bana göre toplumun dışına itilen ama gerçeği en net gören insanı anlatıyor. Herkesin peşinden koştuğu para, statü ve kabul görme isteği onun umurunda değil. Bu da insanı ister istemez düşündürüyor: Biz mi çok normaliz, yoksa çok mu alışmışız?
Meczup karakteri yalnız ama bu yalnızlık acı veren bir yalnızlık değil. Daha çok kabullenişten gelen bir dinginlik var onda. İnsanların samimiyetsizliğini, çıkar ilişkilerini ve gösteriş merakını sessizce izliyor. Bazı yerlerde söyledikleri bana tokat gibi geldi, çünkü aslında hepimizin düşündüğü ama dillendirmediği şeylerdi. Bu yüzden kitap boyunca meczuba “deli” demek içime hiç sinmedi.
Kitapta olaydan çok düşünce var ve bu bence en güçlü yanı. Okurken durup durup kendi hayatımı sorguladım. Ben neyin peşindeyim, gerçekten neye değer veriyorum diye. Tasavvufi tarafı olan bir kitap ve bu yönüyle insana içsel bir yolculuk yaptırıyor. Herkesin kaldırabileceği bir metin
MeczupHalil Cibran · İndigo Kitap · 201822bin okunma
Özel eğitim öğretmenleri, özel çocuğa sahip ebeveynler ve tüm öğretmenler okumalı “Normal” görünen bizler ne kadar normaliz? Bir özel çocuğu derinden anlayacak kadar mı?
Bireyin içinde var olduğu ve her anında yeniden kendi yaratımı olan benliği ile toplum tarafından algılanan bütünü arasındaki kaygan zeminde yaptığı dansın temel alındığı bu incelemede damgaların, yani toplumun bireyi algılayışında farklılık ortaya koyabilecek her şeyin, bu açık bir fiziksel kusurdan itibarsizlastirici bir sır durumuna veya doğuştan getirilen ırk temelli bir ayrımcılık unsuruna uzanan geniş bir spektrum dizisinin, toplum ve birey açısından değerlendirilmesini ortaya koyuyor. En belirgin tutum ise normal-damgalı hattının bireyin yaşamında farklı konularda sık sık değişkenlik gösterdiği, idealin dışında ( toplumsal norma göre? ) hemen her şeyin damga niteliği taşıyabileceği, dolayısıyla bu geçirgen durumlarin bireyin kişilik idaresinde yol açacağı patikaları görmek için metodlar sunması. Goffman'ın bu eserinde sosyolojik temelli bir çok saptamanın yanında kendi yaşamınıza dair birey-toplum çekişmesinin izlerini bulacaksınız. Hepimiz çoğu zaman damgalı çoğu zaman normaliz veya hiçbiri.
Yeni yılın ilk kitabını #okudumbitti.
Kim olduğunu hatırlamıyorum ama birinin tavsiyesi üzerine aldığım, Bi Dünya Kitap Grubu'nun tahlil kitabı olduğu için okumaya başladığım kitap iki günde bitti. Kapağından ötürü önyargıyla yaklaşmıştım ama oldukça akıcı ve sürükleyiciydi. Bir akıl hastanesi'nde yaşananlar bana "normal insan" kavramını sorgulattı. Veronika üzerinden Zedka, Mari ve Eduard'ın hikayelerini okudum. Hepsinde kendi hayatımdan izler yakaladım. Kitap bitince de acaba hangimiz deliyiz, hangimiz akıllı ve normaliz diye düşündüm. Sonu ise tam bir ters köşe idi. Detay vermeyeyim, bence en yakın zamanda bir okuyun. Mutlu haftalar herkese.