nosthalgia

küçülmenin lezzeti
Kendimden utanıyordum (belki şimdi bile utanırım); bayağı bir Petersburg gecesinden sonra evime dönünce, o gün gene bir kepazelik yaptığımı, bunu tamire imkân olmadığını bütün varlığımla hissederek sinsi, anormal, adi bir sevinç duymaktan kendimi alamaz, içimi dolduran acılık zayıflamaya başlayıp ilkin alçakça, melunca bir hazza, sonunda da ciddi bir zevke dönüşünceye dek gizliden gizliye kendi kendimi yiyip bitirirdim. Evet, tam manasıyla zevkti bu! Bunun da arkasında dururum. Bu konuyu başkalarının da bu çeşit zevkler duyup duymadıklarını anlamak için söz açtım. Biraz açıklayayım: Bu, küçülmenizi olanca şiddetiyle idrak etmenin verdiği zevktir; o kötü halinize rağmen başka türlü olamayacağını, tek bir kurtuluş çaresi bulunmadığını, artık değişemeyeceğinizi, hatta bunun için zamanınız, inancınız olsa bile kendinizin istemeyeceğinizi anlamanın zevkidir. Ayrıca değişmek isteseniz de fark etmezdi, zira sizin için başka yol kalmamıştır muhtemelen.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır. Evet efendim, on dokuzuncu yüzyıl adamı en başta karaktersiz olmalı, böyle olmaya manen mecburdur; karakter sahibi, çalışkan bir insansa oldukça dar kafalıdır. Kırk yıllık bir ömürden sonra bu inanca vardım. Kırk yaşındayım artık, şaka değil; kırk yıllık koca bir ömür, ihtiyarlığın ta kendisi. Kırk yaşından fazla yaşamak ayıptır; bayağılık, hatta ahlaksızlıktır! Tüm samimiyetinizle, dürüstçe söyleyin, kırk yaşını kim geçer? Ben söyleyeyim size: Aptallarla namussuzlar.
Huysuzluğumla kimin canını yakacağımı açıklayamayacağım tabii; fakat tedavilerinden kaçınmakla doktorlara hiçbir "fenalık" edemediğimi, böyle hareket etmekle kimseye değil, yalnızca kendime zarar verdiğimi de herkesten iyi biliyorum. Tedavi olmamakta ısrar edişim hep inadımdan geliyor. Karaciğerim mi ağrıyor, varsın daha beter ağrısın!
Sayfa 23·Kitabı okudu
Yeraltından Notlar
1. bölüm yeraltı (hatırlama notları) 1- dostoyevski kendini anlatıyor. doktorlara ve tıbba saygı duysa da tedavi olmayı reddettiğini ve ayrıca hastalık hastası bir (eski) memur olduğundan söz ediyor. bu aslında babasıyla yaşadığı gerilimi ifade ediyor çünkü babası gerçek yaşamında bir askeri doktor. ve arası çok kötü. -annesi ise köylü bir kadın, parasını ödeyerek evleniyor babası.- 2- küçük duruma düşürüldüğünde, aşağılandığında, yüzüne bir tokat nakşedildiğinde buna karşı koyamayacağını şiddetli anlamanın yaşattığı hazzı anlatıyor. ayrıca karşı koyamama sebebini kendini 2 sebeple suç bulmasına bağlıyor. 1. suçu çok akıllı olması, 2.si ise kendini alicenap bulmaması. ( alicenap olmaması dolayısıyla affedici olamaması ve zaten başına gelenler bir çeşit kader olduğu için o kaderi affetme yetkisini de kendinde bulamaması) 3- erdemlere inanılmaz bir değer atfetmesi bana platoncu bir yaklaşım gibi geldi. yani idealar dünyası vardır ve insan katiyyen bu noktaya erişemez, dolayısıyla ben de keşfedilmeyi bekleyen bir deha olarak yeraltıma kapanıyorum diye düşünüyor. ayrıca immanuel kant'ın saf aklın eleştirisi'ni hedefli olarak anlatan birkaç uzun pasaj var. insanın yalnız aklıyla değil, hisleriyle de var olduğunu söylüyor. ve sık sık da "bir şey olamama, var bile olamama, kabul görememe, adam yerine konamamanın acısını hissediyor. varoluşçuların belki de bu kitaba ilgisi buradan geliyor. dostoyevski, nietszche'yi ve freud'u ciddi anlamda etkilemiş. ve sanırım schopenhauer'den de etkilenmiş. tarihler bakımından kontrol edilmeli, belki imkan varsa platon ve kant ilişkisine de bakılmalı.