Tolstoy'un bu -pek bilinmeyen- kitabında 'neden varız' sorusuna ve yaşamın amacına onun yaşam biyografisinde verdiği cevabı ve hiçlikten tekâmüle varan yolculuğunun hikâyesini okuyoruz..
Tolstoy çocukluk ve gençlik yıllarında Tanrıya ve dinlere olan yabancılığının farkına varır, uzun bir bocalamadan sonra aldığı mesafeyi, sonunda felsefi bir temele oturtmuş olarak hikâyelendirir..
O, din ve inançları her toplumun kendi iç uygulamalarında olduğu gibi bir nevi 'disiplin' eğitimi olan temelde (geleneksel) eğitim metodunun dışında -anlama ve anlamlandırma süzgeçinden geçirdiği felsefî bir bakış açısıyla inceliyor..
Gözlemleri onu (bugün yeni bir inanç sistemi haline gelmiş olan) ''İnsanların büyük kısmı, inanç esaslarıyla hiçbir ortak noktası olmayan, hatta çoğunlukla ona ters düşen ilkelere bağlı olarak yaşıyorlar..'' tespitine getiriyor, ki bu tespiti, onun yaşamın amacını sorgularken 'akla uygunluk'la, 'akla dayalılık' ikileminde ikinci yolu tercihine bir neden oluşturuyor.
İçinde bulunduğu toplumun inanç defoları onu başka arayışlara itiyor, ve yolu Hz. Muhammed sözleri ile kesişiyor. Sonra Kuran'ı tanıma süreci ve İslam dini ile olan düşüncelerinin olgunlaştığı günlere geliyoruz.
Bu arada, kitabın orjinal adının 'Hz. Muhammed'in Kuran'a Girmemiş Sözleri' olduğunu bilmiyordum.
Kitabın yazıldığı, fakat baskı için Rus hükümetinin izin vermediği dönemde (kitabın böyle de bir hikâyesi var, konu kitaptan okunduğunda daha açıklayıcı olur) böyle bir ifadenin yanlış olduğu, Kuran'ın yalnızca Tanrı sözleri olduğu, peygamberin sözlerinin orada olamayacağı dönemin bazı Hintli İslami ileri gelenlerince Tolstoy'a bildirilmiş ve onun izni alınarak ve yasak konuları da aşılabildikten sonra bu adla basılmış. (Tolstoy gibi bir dahinin neden böyle bir yanılgıya girdiği kitapta