"Son bir senedir aramızda yepyeni bir köprü kurmayı başarmıştık. Ne taştan ne tahtadan. Bizimkisi asma köprüydü, en ufak bir rüzgarda sallanan. Bazen bir hatalı söz, bir yanlış anlama yetiyordu sallanmasına. Gene de köprüydü, hiç yoktan iyiydi. Daha sık yazışmaya başladık. Kelimelerle yakınlaştık. İkimiz de kendiliğinden yeşeren bu sevgiden hafif sarhoştuk, mutluyduk. O asma köprünün varlığı gelecekte bir gün birbirimizi daha iyi anlayabileceğimize dair bir umut, bir ihtimaldi. Ben bugün o ihtimali kaybettim. Portekiz'de yağmurlu bir öğleden sonra aldım babamın ölüm haberini. 'Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü' demişti Cemal Süreya. Benim babam iki kez öldü. Bir yokluğunda, eskiden; bir de şimdi, seneler sonra tam birbirimize yakınlaşmaya başlamışken, aniden... Ve haklıymış şair. Kör oldum."
Her ne yazmak istiyorsa yazmak isteyen bir kadının; kendine ait bir kağıdı ve kalemi olsa yeter. Gerisine takılmasın. Odayı da, parayı da, -hatta istiyorsa kocayı ve çocukları da-, işi gücü ve geri kalan her şeyi de yaparken, bazen bocalarken, düşerken, eksilirken, artarken, her ne yaşıyorsa onu yaşamaya devam ederken yazabilir. Hatta yazamıyor olduğunu düşünürken bile yazıyor olabilir.