"Aynaya bakıp kendini tanıyamamak, insanın kendi anılarını bir başkası yaşamış gibi anlatması, dünyanın kendisi dahil üzerindeki hiçbir şeye kayda değer bir varoluş nedeni bulamamak ve zihnin bedenden binlerce kilometre uzakta olması o kadar korkunç ki!"
"Dünya çok canımı yakıyordu. Ve canı yanan herkese yardımcı olmak için yanıp tutuşuyordum. Kendime de ancak böyle yardımcı olabileceğimi düşünüyordum sanırım. Tüm dünyayı değiştirecek bir devrim yapamazdım belki ama bu şekilde kendi devrimimi gerçekleştirebilirdim."
"Yaşam, şimdi ancak kavranılması ve anlaşılması gereken; oysa yaşanması, gerçeğine inilmesi ilerideki yıllara atılan yabancı bir öğe gibi önümüze getirilmiş. Coğrafya derslerine getirilen yerküre gibi. Kimse yaşadığımız mevsimin, günlerin ve gecelerin yaşamın kendisi olduğundan söz etmiyor. Her an belirtilen bir öğretiye, bizler hep hazırlanıyoruz. Neye? "
Bir gün, "Sizde kalp denen şey yok," demişlerdi yüzüne karşı. Hayır, onun da bir kalbi vardı. Günde yirmi saat çalışıp didinmeye, yaşamak için yaratılmış insanların ölümlerini görmeye yarayan bir kalbi... Her günü yeni baştan yaşamaya koyulmasına o sebep oluyordu. Kalbi, ona sadece bunları verebiliyordu. Bu kalp nasıl başkalarına hayat verebilirdi?