Aşağıda sözlerini verdiğimiz ve bestelediğimiz eserin şairi Mustafa Rûmî (1814-1877), 19. yüzyıl Osmanlı tasavvuf edebiyatının mütevazı olduğu kadar derinlikli simalarından biridir.
Hayatı ve edebi kişiliği özetle şöyle:
Asıl adı Mustafa olan şair, şiirlerinde Mustafa Rûmî, Rûmî ve bazen de Kemter Mustafa mahlaslarını kullanmıştır. 1814 Bolu/Gerede doğumludur.
Mustafa Rûmî’nin şiirleri, medrese eğitimi ile irfani neşvenin birleştiği bir potada erimiştir. Şarkı sözü olan aşağıdaki dizelerde de görüldüğü gibi ( "Ben katremi mahv eyledim ummân desinler bana"), şiirlerinin ana ekseni varlıktan geçip Hakk’ta yok olmak (fenâ) üzerine kuruludur, şiirde tevazu ve hakikat yolculuğunu işlemiştir şair...
Melâmî meşrep bir tavrı da açıkca şiirde görünür; halkın kınamasından çekinmeyen, iç alemine yönelmiş bir portre çizer.
Hem aruz hem de hece veznini şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. Şiirlerinde Yunus Emre, Niyâzî-i Mısrî ve Eşrefoğlu Rûmî’nin etkileri de açıkça görülür. Samimi, hikmetli ve öğretici bir dili vardır...
Bu şiirdeki "Acıya tatlı aşladım bâğbân desinler bana" dizesi tasavvuf edebiyatının en zarif "insan terbiyesi" metaforlarından biridir. Meselâ bir bahçıvanın (bâğbân) maharetiyle dile getirilen bu ifadeyi birkaç katmanda inceleyebiliriz:
Aşılama Metaforu (Biyolojik Boyut):
Bilindiği üzere doğada yabani, meyvesi acı veya tatsız olan bir ağaca, ehlileşmiş ve tatlı meyve veren bir daldan "aşı" yapılır. Mustafa Rûmî burada kendini bir bâğbân (bahçıvan) olarak tanımlarken, aslında bir eğiticinin veya kâmil bir insanın görevini anlatır:
Acı meyve, ham nefsi, terbiye edilmemiş huyları ve dünya hırslarını temsil eder. Tatlı aş ise, İlahi aşkı, güzel ahlâkı ve hikmeti temsil eder. Acı kökten tatlı meyve aldırmak; yani topraktaki ham maddeyi ruhun süzgecinden