Hiçbir şeyin yetmediği insana kitap yeter mi?
Şimdi gelse bir peygamber o daha ağzını açarken birisi tükürük elde etek belde devrin en hikmeti ve güven dolu sözünü söyleyiverir bugünün soru Soran insanının sorusunu şu hikmetli sorusunu sorar ne diyorsun sen kime göre neye göre? Ya peygamberliğin de zamanı var öyle firavunun yılana çevirdiği asa ile cebelleştirsin de bütün bir geçmişin ve kainatın Harun’un diline Davut’un sesine Eyüp’ün kabuklarına Yakup’un gözyaşlarınım içine baka baka kime göre diyen devir canlısına ne diyebilirsin?
174. Dipnot
Reşad Ekrem Koçu'nun yaptığı renkli ve arzu dolu mahbûb tiplerinin tasvirlerinin ayrıntılı bir dökümünü çıkarmak bu çalışma çerçevesinde imkânsız, fakat yukarıda sunduğum kuru tarihsel döküme, tarihin hayaletlerinin dadanmasına izin vermek adına onun muğbeçe tasvirini alıntılamak istiyorum: "Çoğu ahalisinin güzelliği, vücut yapısı, el ayak kıyı düzgünlüğüyle meşhur Sakız Adası'ndan suret-i mahsusada getirilirlerdi, adalı Rumlardı, kendilerine has tuvaletleri vardı: alınlarında kakül, şakaklarında zülüf, favori değil, uçlan kıvır kıvır zülüf, başlarında kırmızı fes, festen siyah bir kaytanla omuz üzerine sarkıtılmış, düşürülmüş mavi bir top püskül, sırtlarında göğsü mutlaka açık ve kollan mutlaka sıvanmış beyaz gömlek, üstünde de önü çapraz kavuşur ipek veya sırma işlemeli kolsuz bir yelek, 'fermene', belde siyah kuşak, onun altında kara bezden şalvar, bol ve uzun ağlı, yerde uzun sürünecek kadar uzun ve yürürken iki yana nümayişle sallanacak kadar bol ağlı şalvar, paçalar geniş ve ayak bilekleri üstünde, hizmette ayakları mutlaka çıplak ve çıplak ayaklarında mutlaka takunya. Yeni yeni tüylenmiş veya taze karanfil bıyıklı o gençlere de 'palikar' denilirdi" (Eski İstanbul'da Meyhaneler, s. 34). Pek çok muğbeçe ve saki, Koçu'nun İstanbul Ansiklopedisi'nin maddelerinde ele alınmış, bu maddelere Sabiha Bozcalı başta olmak üzere Ansiklopedi'nin geniş çizer kadrosunun çekici erkek tasvirleri eşlik etmiştir. Sakilerin ırksallaştırılması, erkek homoerotizminin ulus kimliğinin dışına atılmasıyla ilişkilidir.
Sayfa 94·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
A‘râf Suresi|57
“O, rüzgarları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde (yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.”
1000Kitap
O Belde
"Sen ve ben Ve deniz Ve bu akşam ki lerzesiz sessiz Topluyor bû-yı rûhunu gûyâ, Uzak Ve mâî gölgeli bir beldeden cüda kalarak Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuz"
O Belde
"Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz"
Denizlerden Esen bu ince hava saçlarınla eğlensin. Bilsen Melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan Bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin! Ne sen, Ne ben, Ne de hüsnünde toplanan bu mesa, Ne de alam-fikre bir mersa, Olan bu mai deniz Melali anlamayan nesle aşina değiliz. Sana yalnız bir ince taze kadın Bana yalnızca eski bir budala Diyen bugünkü beşer Bu sefil iştiha, bu kirli nazar, Bulamaz sende bende bir mana, Ne bu akşamda bir gam-ı nermin Ne de durgun denizde bir muğber Lerze-i istitar ü istigna. Sen ve ben Ve deniz Ve bu akşam ki lerzesiz sessiz Topluyor bu-yı ruhunu guya, Uzak Ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak Bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz.. O belde, Durur menatık-ı düşize-i tahayyülde;
Sayfa 98 - Ahmet Haşim
Şiir