• Besle zihnini, yaşasın ebediyete, kat sonra bunu güzelliğine:
    Sadece o yaşasın cenazenin en son odun ateşinde.
  • Rivayet olunur ki, Üftâde Hazretlerinin talebesi olan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri hocasının yanından hiç ayrılmazmış. Daima ona yakın olur ve abdest suyunun hazırlanmasına kadar birçok işini bizzat kendisi görürmüş. Bir keresinde sabah namazı için kalktığında namaz vaktinin hayli yaklaştığını fark etmiş ve şeyhinin abdest suyunu ısıtmak için yatağından fırlamış.
    Fakat vakit çok dar olduğu için yetiştirememiş. Üzüntüsünden ağlamaklı bir vaziyette güğüme sarılmış.

    Üftade Hazretleri abdest almak için gelince, mahcubiyetle suyu efendisinin eline dökmeye başlamış. Akan su o kadar sıcakmış ki dumanlar tütüyormuş. Suyun odun ateşinde değil aşk ateşiyle ısındığını anlayan Üftade Hazretleri, "Oğlum, bu suyu nerede ısıttın? Pek sıcak olmuş" demiş ve onun kalp gözünün açıldığına ve terbiyesinin tamamlandığına kanaat getirmiş.
    Nevzat Tarhan
    Sayfa 164 - Timaş
  • 509 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bir aşkın gücü çekilen acının büyüklüğüyle sınanırmış ve bir adam ne kadar güçlü severse ateşe her daim daha yakın olurmuş,bu kitapta bir adamın kendi ateşinde nasıl yandığını okuyoruz :(

    Aşkın,tutkunun,öfkenin ve kıskançlığın çok yoğun yaşandığı güzel bir kitaptı,insan bu kadar çok sevince hata yapması kaçınılmaz oluyor sanırım, sevdiğinin sadece sana ait olması duygusunu bazen abartabiliyor ön yargılarımıza yenik düşebiliyoruz, tıpkı Demir'in Burcu'ya yaptığı ve her şeyi mahvetmenin kıyısına getirdiği gibi ..

    Demir, Burcu'yu ilk kez Cannes'da iş adamlarının katıldığı bir davette görüyor, üzerindeki kırmızı elbisesi, mavi gözleri ve her güldüğünde beliren gamzelerinin derinliğinde kayboluyor,ama kızın kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yok,tanışmaya fırsatları da olmuyor,fakat ülkesine döndüğünde bile aklı hala kızda kalıyor ....

    Ve bir süre sonra Paris'e bir iş seyahatine gittiğinde bu gamzeli güzelle tekrar karşılaşıyor bir mucize gibi :)

    Paris'te aşkın şehrinde tanıştıkları andan itibaren birbirleri için yaratılmış bir çift var karşımızda,tutkuları ve aşkları çok güçlü, aralarındaki ilişki de her şey çok çabuk gibi gelişiyor gibi geliyor insana ama onların ki tamamen ruh uyumu :)

    Burcu ailesiyle yaşadığı bir takım sorunlar yüzünden istanbul'dan kaçarcasına uzaklaşmış ve kız arkadaşı Denise' le birlikte Paris'te yaşamaya başlamış,aslında baskıcı bir ailesi var yani abileri bildiğiniz odun erkeği ama kardeşlerine güvenleri tam olduğu ve yaşadığı talihsiz olayı atlatabilmesi için seslerini çıkarmamışlar.

    Demir, başarılı ve karizmatik bir iş adamı,sert karakterli,abartı derecesinde kıskanç ve çok fazla sahiplenici, masaya servis yapan garsonu bile dövecek o derece yani :) aslında Burcu'nun abisi Murat'la eskiden bir dostlukları olmuş aileler birbirini tanıyor diyebiliriz iş ilişkilerinden dolayı ama Demir kızın kim olduğunu bilmiyor..

    Paris' te başlayan aşk aynı hızla istanbul'a taşınıyor,daha güçlü ve kopmaz bir bağla,fakat kim demiş kusursuz aşk vardır diye,onların aşkının kusuru da Burcu'nun eski nişanlısı Çağlar, adam kötülüğün beden bulmuş hali, aslında bilindik bir nişanlılık değil onlarınki, ailenin tamamen yanlış anlaması sonucu nişanlamışlar kızı, fakat işin içinde şantaj ve tehdit de var...

    Bence ilişkilerindeki en büyük yanlış, Burcu'nun bazı konularda Demir'e karşı açık davranmamasıydı ve bunu en son yaptığında hayatlarında her şey değişti,sakladığı bir olayı Demir öğrendiğinde,hayatlarındaki en güzel günü bir kabusa çevirdi, adam adeta çıldırdı ve hayatı boyunca unutamayacağı o hatayı yaptı...

    Başlarda çok kızdım Demir'e ama zamanla affediyorsunuz, fakat Burcu bu affetme sürecini çok uzattı, o kadar belirsiz davrandı ki, beni bile çıldırttı :)

    Kitabın içeriğinde bolca yetişkin sahneleri vardı ama hiç rahatsız olmadım, yazar,aşkı,tutkuyu,öfkeyi,cinselliği yani bir kitapta olması gereken ne varsa hepsini çok güzel yansıtmış, ayrıca Demir'in Burcu'ya küçüğüm demesini çok sevdim :)

    Serinin diğer kitaplarını sabırsızlıkla bekliyorum :))
  • Çölün ortasında bir yerde, ete kemiğe bürününce Leyla, reddetmiş elinin tersiyle masivayı.
    Ufkunun kölesi insan, aşkının değil son tahlilde...