Evlenmek, bir aile kurmak, gelen bütün çocukları kabullenmek, bu güvensiz dünyada onları yaşatmak ve hatta biraz da yönlendirmek, benim görüşüme göre bir insanın başarabileceği en yüce şey. Görünüşte birçok insanın bunu kolayca başarmış olması, aksi bir kanıt sunmaz, çünkü birincisi, gerçekte çoğu insanın başarabildiği bir şey değil bu, ikincisi sayıları fazla olmayanların da "yaptıkları" bir şey değil, sadece "başlarına gelen" bir şeydir bu, gerçi bunun en yüce şey olduğu söylenemese de, yine de büyük ve şerefli bir şeydir (özellikle de "yapmak" ve "başına gelmek" fiilleri birbirinden kesin olarak ayrılmayacağı için). Sonuçta esas konu en yüce olan da değil, sadece belirli bir uzaklıktan, ama düzgün bir yaklaşım; güneşin ortasına uçmak çok da gerekli değil ama dünya üzerinde, arada sırada güneşin aydınlattığı ve insanın biraz ısıtabileceği sade, küçük bir köşeye sığınmak lazım.
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete bir gün karşı çıkan olur çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü biraraya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın da adil olması gerekir.
"Bu boş sandalye birden doluvermeli. Kim gelip oturmalı? Hiç kimseyi istemiyorum ama sandalye... Bir insan bekler gibi duran sandalye? Onu yapan sandalyeci yaman adammış doğrusu. Sandalyeye insan bekletmesini bilmiş."
Sayfa 87 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu