Gök birdenbire kararmasa, güneş batarken hala orada olacaklardı. Fakat, Rüzgar apansız dindi ve nehirle göllerden yükselen yoğun bir sis, çamların tepelerine ve dağların zirvelerine kadar her tarafı Okyanus gibi örttü.
Sayfa 237·Kitabı okuyor
Alıntı
Kadının temel ayrımında saç Kadının kendisidir. Şiirsel açıdan, bütün bir maddedir ve denize ait ya da bitkiyle ilgili büyük yaşamsal çevreye, okyanus ya da ormana yakındır; erkeğin, içine daldığı mükemmel fetiş nesnesidir (Baudelaire).
Sayfa 101 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
WEIRD (Batılı, Eğitimli, Sanayileşmiş, Zengin, Demokratik) denek popülasyonu yanılgısı. David Buss ve ekibi, cinsel kıskançlığın evrenselliğini kanıtlamak için yaptıkları "kültürlerarası" çalışmalarda sadece modern tarım sonrası mülkiyet dünyasının, küreselleşmiş medyanın ve üst sınıfların tornasından çıkmış üniversite lisans öğrencilerini denek olarak kullanmışlardır. Düşünce yapısı mülkiyetle, çekirdek aileyle ve kapitalist hiyerarşiyle kodlanmış bu öğrencilerin verdikleri refleksleri "evrensel insan doğası" olarak ilan etmek bilimsel bir skandaldır. Gerçek insan prehistoryasını yansıtan avcı-toplayıcı kabileleri denkleme katmadan üretilen tüm kıskançlık teorileri, göllerdeki balığa bakıp "okyanus yasası" uydurmaya benzeyen sığ birer konjonktür ürünüdür.
Ya Siz Dostluğa İnanıyor musunuz?
Bu dört köpek balığının önünde, o durgun yüzüşü ayarlayan, o bembeyaz etli, o dolgun yapılı grup birdenbire şöyle bir durakladı, hemen arkasından da akıl almaz bir hızla batıya doğru yöneldiler. Dört köpek balığı da sanki görünmez bir çelik telle onlara bağlı imişler gibi, aynı aralık ve aynı hızla grubun peşine düştü. Ben de nereden bulduğumu bilmediğim bir hayal hızıyla az gerilerinde idim. Böylece kaç mil gittik bilmiyorum, ama çok zaman geçmemişti ki, o dev dalgalara doğru yükseldik ve ben yan yatmış bir balıkçı gemisi gördüm. Geminin sağında, solunda, ilerisinde, gerisinde kimi bir tahta parçasına, kimi bir tuluma sarılmış insanlar dalgalarla değil, ölümle pençeleşiyorlardı. Ölüm de onları fazla bekletmedi: Köpek balıkları, kocaman bir mıknatısın minicik bir toplu iğneyi çekişi gibi, tam öyle bir uçuşla, onlara yapıştılar ve deniz aynı anda daha bir karıştı, daha bir başka dalgalandı, gri-yeşil renk ile bembeyaz köpükler kısa bir zaman için renk değiştirdi, kızarır gibi oldu, sonra da ebedi okyanus her zamanki haline döndü. Şimdi balıkçılardan - ki biri üç çocuklu idi, bir başkası kendinden körpe bir kızla, artık bir köpek balığının karnında olan kalbinin bütün gücüyle sevişiyordu ve bu avdan alacağı payla evini kuracaktı, ötekileri ben tanıyamıyordum ama hepsinden de artık sadece kanlı kırıntılar kalmıştı. Baktım bu kırıntıları da, adını sonradan öğrendiğim o balıklar atıştırıyorlardı. Kılavuz balıkları denirmiş bunlara. Köpek balıkları, kılavuz balıkları işlerini bitirsin diye sabırla beklediler, sonra da aynı düzenle yeniden güneye doğru yöneldiler. Ben, evet, artık her şeyi anlamıştım: Kılavuz balıkları ile köpek balıkları dosttular ve dostluk bambaşka bir şeydi, bir yücelik vardı dostlukta.. ama her zaman: **Atlantik veya Pasifiğin o üçü de sonsuz
Sayfa 259·Kitabı okudu
Dönüş yolumu bile bile uzattım. Ekvatora kadar inip ondan sonra gelişim işte bundandır: İstedim ki, soğuğu emen iliklerim şimdi de sıcağı emsin ve ben dost değilse bile dostlukları da görüp ısınayım; çünkü artık dostluğu sıcaktan ayıramıyor, ikisini bir tutuyordum. Yanılmamışım da: Önce Batı Afrika açıklarından geçtim ve köpek balıklarını gördüm. Artık ben, köpek balıklarını gördüm göreli dostluğu onların bulduğuna inanıyorum. Size aykırı gelecek, biliyorum, ama bu böyledir. Dünyanın damında iki yıl geçir-dikten sonra görseydiniz köpek balıklarını, bunun böyle olduğunu siz de anlardınız. Bana güveniniz varsa, söylediklerimi iyi dinleyin bu da yeter; dinleyin şimdi: Kördü köpek balıkları, göremiyorlardı. Üstelik koku da alamıyorlardı. Ama millerce uzakta bir kaza oldu mu, derhal oraya yöneliyor, göz açıp kapayana kadar da varıyorlardı. Size nasıl anlatmalı bilmem ki.. bir keresinde dört tane idiler. Gökyüzü "kurşunla kaplı" idi. Uçsuz bucaksız okyanus gri-yeşil bir renk almış, beyaz lavlar saçan dağlar tepeler doğurarak kaynayıp duruyordu. Ve onlar, o dört köpek balığı, az ötemde, bu cehennem kaynayışının yedi kulaç altındaki inanılmaz durgunlukta güneye, güneye, daha güneye doğru ağır ağır yüzüyorlardı. Aç olduklarını iyi biliyorum; çûnkü günlerden beri yanlarında idim ve onlar ne bir dolfin sūrüsüne, ne de bir tek selgine rastlamışlardı. Yalnız önlerinde bir balık grubu vardı, ama onlara dokunmuyorlardı. Ben de buna şaşıyordum, aklım almıyordu bunu bir türlü. Bu canavarlar bu kadar aç olsunlar da, burunlarının dibinde giden bu bembeyaz etli, dolgun yapılı balıklara dokunmasınlar? Çok geçmeden anladım ama.. neden dokunmuyorlar onlara, anladım.. her şeyi anladım.. her şeyi.. her şeyi.
Sayfa 258·Kitabı okudu
BİR ŞEYİN GÖLGESİ GİBİ YAŞAMAMALI ÇÜNKÜ BİR GÖLGE, GÜNEŞİ ASLA GÖREMEZ.