1887 Yazı, Sils-Maria'da Nietzsche'yle Yürüyüş
Nasıl yaşanır?' sorusu beni yollara düşürdü." "Fikrimi sorarsanız sorunun yanıtı önemli değil. Önemli olan, bu soruyu kimin sorduğu. Nasıl yaşanacağını araştırmak bir zayıflık, çöküş işaretidir. Vahşi hayvanlar soru sormaz! Güçlüler de. Güçlü içgüdülere sahip olanlar, kendilerini ve nereye gıttiklerini bilenler asla bu soruyu sormazlar. Bu soru canlılığın kaybının işaretidir, artık kendine güvenecek kadar güçlü bir hayatın olmadığının işaretidir. Bu yüzden kişi kendisine bir dış pusula arar, nereye yönelmesi gerektiğini öğrenmek için dışarıdan gelen işaretlere ihtiyaç duyar. Sanki artık kendisi açık seçik göremiyordur ya da kendini korumak istiyordur."
Sayfa 374·Kitabı okuyor
Uzun yaşayanlar daha mutlu, mutlu olanlar da daha uzun yaşama eğilimindeler. Bu da başarılı, anlamlı ve verimli bir hayat yolculuğu demek oluyor.
Sayfa 49
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Abdü’l-Vahhab için köklere dönüş vizyonu, dolambaçlı olmayan, püriten bir hareketti. Müslümanlar hareketin adında olduğu gibi, bir müminin Allah’ın birliğinden ödün vermemeye sarsılmaz inancına müdahale eden hiçbir uygulamaya göz yumamazlardı. Bu ilahi varlığın yerini hiçbir şeyin alamayacağı ve şefaatçi veya arabuluculara dua ederek onun varlığına gölge düşürülemeyeceği anlamına geliyordu. Bu nedenle, sufilerin velilere şiilerin imamlara olan inancı mutlaka mahkum edilmesi ve Müslüman pratiğinden kökü kazınması gereken bir sapkınlıktı. Kendi yolunun yanlışlığını görmeyen ve bu tarz uygulamalardan dönmeyen herhangi bir Müslüman kâfir olacak kadar İslam’ın “doğru yolundan” ayrılmış demekti. Böyle bir yanlışa düşmüş olanlar doğru yola dönmek için zorlanabilirler ya da bunun cezasını hayatlarıyla öderlerdi. Başka bir Müslüman’ın kafir olarak görülebilmesini haklı bulan hareket toplumda hizbe yol açtı. Bu duruma hareketin Sünniler arasındaki karışıklık çıkarma potansiyelini de eklemek gerekirse, İbn Abdü’l-Vahhab sultanlık kurumunu mutlakiyetçi hırsları nedeniyle bidat olarak gördü. Ona göre bu kurum ilk Müslüman toplumunda sultanlar olmadığı için Müslüman siyaset yapısında bir yenilikti. Doğrudan Osmanlı hanedanından bahsetmese de, İbn Abdü’l-Vahhab peygambere atfettiği Allah için Şehinşah’tan daha çok nefret uyandıran bir unvan yoktur hadisi Osmanlı sultanlarının bu Fars unvanının bir varyasyonu olan padişah unvanını kullanmalarına fazla üstü kapalı olmayan bir göndermedir.
Sayfa 137
Kırgınlığın en zarif hâli:
O kadar güzel bir gün vaad edip sanki neden Pelerin giydirmeden yola çıkardın beni? İndi de kem bulutlar yarı yola gelmeden, Hain duman gizledi senin alp görkemini. Bora görmüş yüzümü yağmurlar ıslatınca Yetmez bulutu delip kurulamağa koşman; Övgü olmaz yarayı iyi eden ilaca Utanç denen illete olamıyorsa derman. Senin utanman benim yüreğimi dağlamaz; Sen pişmanlık duysan da olanlar yalnız bana; Suçlunun üzüntüsü, pek teselli sağlamaz O suçun çarmıhını sırtında taşıyana. Ah, sevginden dökülen o inci gibi yaşlar: Onlarda şerre fidye, illetlere deva var.
Şiir
Beni yalnızca, yüreği kimsenin asla iyileştir­mek istemediği iflah olmaz bir yarayla kaplı olan­lar anlar...
Dikiş tutmayan ilişkilere müptela olanlar bilirler, her giden kalın bir kireç tabakası bırakır kalpte.Gözyaşı öyle gözden aşağı akınca kireç yapmaz, gömleğinin yeniyle siler, üç kere sümüklerini çekersin.O kolay olanı.Fakat gözden içe doğru akınca çok pis oluyor, çaydanlık dibi gibi bembeyaz oluyor insanın içi…Sen daha çocukluğunu tozunu atamamışken, bir de kireç bağlıyorsun, ne fena.
Sayfa 171 - Doğan Kitap·Kitabı okudu