Osmanlı Veraset Savaşları (1911-1923)
7/10
·516 syf.·
2026 6. kitabı
Kafa yorulması keyif veren güzel bir anlatıma sahip kitap. Kitabın ana tezi Osmanlı İmparatorluğunun mirasının on sene süren Trablusgarp (1911), Balkan (1912-13), Birinci Dünya Harbi ve Türk İstiklal Harplerinde savaş yoluyla paylaşılmaya çalışıldığı ve bunların her birinin bir diğeriyle ilintili olarak görülmesi gerekliliğidir. Kitabı benzerlerinin önüne geçiren faktörlerden ilki özellikle Rus arşivlerinden oldukça yoğun şekilde faydalanılmış olmasıdır. Doğrudan Rus Ordusu ile çarpışılan Kafkas Cephesi haricindeki neredeyse tüm olaylar (Trablusgarp Savaşında Osmanlı Devletinin Boğazları kapatma kararından Türk İstiklal Harbine kadar) Rusların gözünden de değerlendirilir. Rusların olaya bakış açıları ortaya konur. Birinci Dünya Savaşındaki Bolşevik Devriminin ayak sesleri, keşmekeşliği ve karmaşası ve sonrasında cephelere ve barış görüşmelerine etkileri olağanüstü derecede güzel anlatılmıştır. Rus gözüyle bakmak için ideal bir kitaptır. Kitabı emsallerinden bir adım ileriye taşıyan diğer faktörler ise Sykes-Picot ezberini bozması, cepheleri eşzamanlı (senkronize) olarak diğer gelişmelerle birlikte ele alması, diplomatik görüşmeleri ve politika-yapıcıların savaştaki önemini etkili bir şekilde ortaya koyması olarak sayabilirim. Savaşa ekonomik, lojistik ve teknik perspektiflerden bakıp yalın bir "siyasetçiler savaş açtı askerler savaştı ve savaş sona erdi" gözüyle bakmaması da kitaba artı katan bir diğer faktör. Gelelim eksilerine. 1) Yazarın özellikle Osmanlı Devletinin savaş döneminde kendi uyruğundaki milletler ile yaşadığı sorunları anlatırken yaptığı kaynak seçiminin çok dar ve taraflı olması eserin güvenirliğini azaltmış. Örneğin Ermeni Tehciri özelinde savaş ortamında alınan Sevk ve İsyan Kanunu özelinde Venezuelalı bir paralı asker olan
Osmanlı’da Son FasılSean McMeekin · Yapı Kredı Yayınları · 201922 okunma
ah o yemendir, anlatılan senin de hikayendir..
Puan vermedi·200 syf.··
2025 489. kitabı
yemen.. islam inancına göre hazreti ademin oğlu kabil, kardeşi habili günümüzde suriyede yer alan şam şehrinde bulunan kasiyun dağında öldürür.. bu olaydan sonra kasiyun dağı çevresi 'dem-u şakik' olarak anılır bölgede yaşayanlarca.. (dem: kan; lugatim.com/s/DEM , şakik: ana baba bir erkek kardeş; lugatim.com/s/%C5%9EAK%C4%B0K ) dem-u şakik: kardeş kanı.. kardeş kanının aktığı yer.. zamanla bu kelime bölgeye gelenlerce gerek söyleniş gerekse yazılış olarak farklılığa uğrar; demuşk, dımaşk, dimaşk, damascus.. kardeşini öldüren kabil, babası adem tarafından kendisine beddua edilerek buradan kovulur.. kabil, yemene gider, burada nesli çoğalır, kendi yaşamı da hazin/ibretlik şekilde son bulur.. buraya dek yazdıklarımı -varsa- dikkatli okuyanlar dem-u şakikin söyleniş ve yazılışı değişirken bölgenin günümüzdeki adı olan şamın geçmediğinin farkına varmışlardır.. peki şam adı nereden gelmiştir? şuradan; şam, arapça sol, kuzey anlamına gelir.. islamiyet sonrası bölgenin, dünyanın, evrenin merkezi sayılan mekkedeki kabe araplarca bölgedeki yerleri isimlendirme konusunda da bölge insanını etkilemiştir.. mekkedeki kabenin sol tarafında kalan dem-u şakik bölgesine araplar dimaşk eş-şam demişlerdir, soldaki kardeş kanı bölgesi.. zamanla bu isim araplar arasında eş-şam, şam şeklinde kısaltılarak kullanılmıştır, bölgedeki müslüman olmayanlar ise buraya hala damascus demeye devam etmişlerdir.. bölgedeki araplarca mekkedeki kabeyi merkeze alarak bölgedeki yerleri isimlendirme olayından etkilenen bir diğer bölge de günümüzde aden körfezinde yer alan yemen bölgesidir.. yemen de kabenin güneyinde, sağında kaldığı için arapça güney, sağ anlamlarına gelen yemen sözcüğü ile anılan bu bölge zamanla dillerde, yazıda ve haritada bu adla belirtilir, gösterilir, ifade edilir
Türk Tarihi
Ah O Yemen'dirRüştü Paşa · Dorlion Yayınları · 020 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·331 syf.··
2025 78. kitabı
José Saramago Körlük ****Görmezden geldiğimiz, aman bize ne dediğimiz veyahut bizatihi kendimizin görülmediği her şey her durum bir çeşit "körlük" değil mi?**** Portekizli yazar 1922-2010 yıllarında yaşamıştır. Çok sayıda romanı bulunan Saramago, Körlük romanını 1995 yılında yayımlamış 1998 yılında ise Körlük, Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür. Romanın, 2008 yılında Brezilyalı yönetmen Fernando Meirelles tarafından bir filmi çekilmiştir. Bilim kurgu, gerilim, psikoloji ve alegori (alegori, hikaye anlatımında sembolik bir şeyi iletmek için kullanılır; bu ahlaki veya politik olabilir) ile şekillenen bir üslupla yazılan romanın, yazım dili akıcı olmakla beraber benim için bazı hususlarda okuması zorlayıcı oldu. Sebebi paragrafların çok nadir olması, diyologların metin içinde bütün halinde verilmesi, nokta ve virgül harici okumayı kolaylaştırıcı işaretlerin olmaması ve konu itibariyle ileride detaylandıracağım zorlukları oldu, bununla beraber kesinlikle çok iyi bir roman okuduğumu söyleyebilirim Kitabın konusuna gelirsek, körlüğün bir salgın halinde bütün ülkeye yayılması ve ardından yaşanan olaylar ekseninde ahlaki bir çöküşün; insan, vicdan, adalet, kişi hak ve hürriyeti gibi temel kavramların sarsılıp yıkılması üzerine kurgulanmış. Ülke adı yok, şehir adı yok, insanların adları yok onun yerine bazı sıfatlar var, ilk kör, doktor, şaşı çocuk gibi... Romanın bu tarz yazılması her zaman ve her ülkeye uyarlanabilirliğini gösteriyor. O belki de Portekiz özelinde isim vermeden yazdı biz bunu kendi ülkemiz üzerinden okuyup değerlendirebiliriz. Her zaman söylerim bir kitap okur tarafından yeniden inşa edilir. Yazarın onu kaleme almış olması üzerinde hissedilecek duyguları, oluşacak fikirleri ipotek altına alamaz. Güzel tarafı budur zaten roman veya herhangi bir kitabı
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132bin okunma
10/10
·239 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2025 00:51
Sadece Marksistler ve solcular için değil, bütün insanlık için yol gösterici bir lider ve aydın olan Lenin’in yine bu doğrultu ve nitelikteki bir eseri. Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, gerçek Marksistlerin, emperyalizmin hızla yayıldığı ve imparatorlukların dağıldığı dönemde patlak veren ulusal hareketlerle ilgili ideal yaklaşımlarını inceler. Temel ilke, bütün ezilen ulusların kendi kaderlerini tayin (boyundurlukları altında oldukları devletlerden ayrılma) hakkının tanınmasıdır. Lenin, bu hakkın tanınmasının ve ezen ulusun proletaryası tarafından desteklenmesinin, ulusların proletaryalarını birbirlerine daha da yakınlaştıracağını dolayısıyla da enternasyonalizme uygun olan tek yol olacağını belirtiyor. Kitabın büyük bir kısmında, Lenin, Rusya’daki siyasi rakiplerinin ve başta Rosa Luxembourg olmak üzere Polonya Marksistlerinin meseleyle ilgili duruşlarını eleştiriyor. Bu yolla meseleyle ilgili temel ilkelerin detaylarını ve özel durumlar da inceliyor. Lenin, Marksist yaklaşımın her zaman yerel koşulları göz önünde bulundurarak karar vereceğini vurgulayıp genel ilkelerle özel durumlar arasındaki olası farklara dikkat çekiyor ve örneğin Polonya’nın mevcut (1916) durumda kendi kaderini tayin etmesine kesin olarak karşı çıkıp bu tutumu milliyetçilikle suçluyor. Bütün ilkeleri ve özel meseleleri detaylıca ele aldıktan sonra Lenin, Haziran 1920 de kaleme aldığı “Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu Üzerine Tezlerin İlk Tasarısı” isimli tasarıda “siyasal bakımdan bağımsız devletler kurma maskesi altında gerçekte iktisadi, mali ve askeri alanlarda kendilerine tamamen bağımlı devletler yaratan emperyalist devletlerin sistemli biçimde uyguladıkları aldatmaca” ya kesin olarak karşı tavır alınması, bu tutumun “bıkmadan, usanmadan” suçlanması gerektiğini belirtiyor. Çok
Ulusların Kaderlerini Tayin HakkıVladimir İlyiç Lenin · Sol Yayınları · 2010373 okunma
ZEKA YAPAY, TARİH GERÇEK
9/10
·448 syf.··
2025 4. kitabı
·
90 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2025 18:50
Yazarın okuduğum ilk kitabı 21. Yüzyıl için 21 Ders kitabıydı. Daha önceki kitapları da okuma listemde olmasına rağmen, henüz onları sıraya koyup okuyamamıştım. Bahsettiğim 21. Yüzyıl için 21 Ders kitabı, yazarın olaylara yaklaşımı ve gelecekle alakalı öngörüleri açısından beni ziyadesiyle etkilemişti. Kitapçıda gezerken yazarın Neksus kitabını gördüm ve önceki kitabında değindiği bazı noktaları derinlemesine incelediğini düşünerek hemen aldım. Son sayfayı çevirdikten sonra diyebilirim ki, kitap; tarihten günümüze bilgi ağlarının akışı, işleyişi, sosyal ve siyasi arenada sebep olduğu büyük dönüşümlere dair yaptığı analizler ve bundan sonra da gelişen yeni bilgi ağları ve yapay zeka algoritmalarının insanlığı nereye ve nasıl ulaştırabileceği öngörüleriyle beni oldukça etkiledi. Kitap; insanlığın tarihsel dönüm noktaları ile teknolojik, politik ve sosyal gelişmeleri birleştirerek adeta bir zihin haritası çiziyor. Yazar, bilgi konusunda farklı görüşlere yer vererek, tarihsel olaylar üzerinden bilginin aslında tarihin her döneminde gerçeğe ulaşma çabasından ziyade insanlığı bir düzen içinde tutma fonksiyonunu vurguluyor. Bunun yanında gelişen bilgi ağlarının, demokratik ve totaliter rejimler içinde nasıl farklı yöntemlerle kullanılıp rejimin arzuladığı bir araç haline geldiğinden bahsediyor. Günümüze yaklaştıkça, özellikle yapay zeka algoritmalarının gelişmesiyle değişen ve dönüşen bilgi ağlarının biz son kullanıcılar açısından özellikle kişisel mahremiyet ve veri gizliliğine yönelik tehlikeleri, etkileşime aç algoritmaların biz basit kullanıcılar sayesinde nasıl acımasız toplumsal hareketlere dönüşebileceği gibi ihtimalleri - her ne kadar “Aa, bak sorduğum her şeye cevap veriyor.” diye hayret ettiğimiz yapay zeka algoritmaları ve attığımız adımı kamuya mal ettiğimiz
NeksusYuval Noah Harari · Kolektif Kitap · 2024756 okunma
1/10
·1959 syf.··
2025 40. kitabı
Tarihin insanlı sıfır noktasını bulmak için bir çok argüman ortaya atılmıştır. Bir kısım arkeoloji çalışmaları sonrası Afrika boynuzundan dünyaya yayılım gerçekleşmiştir diye beyan ederken bir kısmı Asya steplerinden dünyaya yayılım derken bir kısmı da Bereketli hilal) Mezopotamya'da diye görüş belirtir. 19 yüzyıl ile başlayan arkeoloji çalışmaları sonrasında bulunan tabletler(kil-toprak) yazılarının bulunması tarihin Mezopotamyanın medeniyetin başlangıcı olduğunu belirtir. İnsanlığın başlangıcını insanın tüketimi ile anlatmak insanın gıda tüketimi olmadan hayatını idame edemeyeceğini bunun içinde Avcı toplayıcılık yapan insanların beslenme konusunda et ve meyve tüketimi ile uzun ve sağlıklı yaşamanın avantajları kadar dezavantajlarını da görmüşlerdir. Yabani Buğday ve türevleri ile karşılaşan insanlar karbonhidratlar açısından zengin olan buğdayın ve türevlerinin, vücuda uzun süreli, sürekli enerji sağlayarak ani enerji düşüşlerini zamanla kavramışlardır. İnsan fizyonomisi olarak kasların beden için önemi teknolojik olarak emekleme aşamasında olan insanlar için en önemli noktadır. Kasların gelişmesi bu sırada değişen gelişme ve olası vücudun onarımı ile büyümesi için gerekli olan bitkisel proteinler kas gücünün önemini öne çıkartmıştır. Buğdaygiller ile beslenen insanlık avcı toplayıcılık yanına karbonhidrat ile beslenme tahtasına yeni bir ürün ekleme ile kabile formundan şehir devletlere evrilmiştir. Tarihin ilk devleti diye adlandırılan yapı Sümerlerdir. Sami ve hami olmayan bu insanların Hint Avrupa dil ailesine de mensup olmadığı için Türk Tarih Kurumu önderliğinde oluşan kurul ve M. Kamal'inde istediği gibi Türklerin bu tanıma uygun olduğu Sümerlerin Asyatik özellikleri sahip olması ve Türkler ın ikinci büyük göçlerinin de aynı kanallar üzerinden gelmesi tarihin
Kemalist Devrim'in Tarih Dersleri Seti (4 Cilt Takım)Kolektif · Kaynak Yayınları · 20169 okunma