… karar süreçlerinde ve yönetici seçimlerinde şirketlerin hızlı ve çıkarları doğrultusunda karar almaları önem arz eder. Devlet ise liyakate dayalı bürokrat seçimiyle tüm vatandaşları kapsayıcı, maddi çıkarlardan çok toplumun birliğini ve bütünlüğünü öne çıkaran ve en önemlisi şeffaf bir tutum takınmak zorundadır. Ayrıca özel şirkette yapılacak eş-dost-akraba ataması sadece şirket sahibini yani atamayı yapanı etkilerken, devlette yapılacak liyakatsiz bir atama tüm toplumun bedel ödemesiyle sonuçlanır. Bunun sonucunda adalet duygusu zedelenebilir, toplum ayrıcalıklılar ve sıradan vatandaşlar olarak bölünebilir. Bu gibi olası sonuçlar liyakate bağlı atamanın devlet açısından hayati olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla şirketler devletler gibi yönetilemez ve devletler de şirketler gibi yönetilemez.
MADERZAT ONLAR BULANTISI
MADERZAT ONLAR BULANTISI her nere vardın ise orada idiler insanın vardığı her yerde tahterevallinin diğer ucunda olanca ağırlıklarıyla boş bırakmazlar toplumu tabiatları sevmez boşluğu yeryüzünün egemenleri yerin suratının kafasının kaburgalarının kasıklarının sultanları yerkabuğunun vezirler vaizler harem ağaları kethüdalar kim olacak ONLAR devletler ONLARındır kurumlar kurullar kuruluşlar oluşumlar örgütler cemaatler hizipler klikler mikrofonlar megafonlar hoparlörler ekranlar engizitörler erkânıharpler ONLARdandır editörler start tabancası ONLARın elindedir bitiş çizgisinde bekleyenler de ONLARdır hakim ve hakem jüri ve şûra ONLAR senyör brahman patrici sen ben o serf parya ve plep yönetmek için vardır ONLAR senbeno yönümüzü ararız ONLAR bulmuşlardır ve bildirirler senbeno kaybetmişiz ve sorarız buyurmak ONLARadır burulmak bize buyrultu ONLARadır bulantı bize
Sayfa 127 - Ark·Kitabı okudu
Şiir
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
OLİGARŞİK KOLEKTİVİZMİN TEORİSİ VE UYGULAMASI
Üçüncü Bölüm Savaş Barıştır Dünyanın üç büyük süper devlete bölünmesi, yirminci yüzyılın ortalarından önce de öngörülebilen ve sonunda gerçekleşen bir olaydı. Avrupa'nın Rusya ve Britanya İmparatorluğu'nun Birleşik Devletler tarafından kuşatılmasıyla, üç güçten ikisi olan Avrasya ve Okyanusya, oluşmaya başlamıştı. Üçüncü güç olan, Doğuasya ise ancak on yıl süren savaşlardan sonra ortaya çıktı. Üç süper devlet arasındaki sınırlar bazı yerlerde keyfi, bazılarında ise savaşın kaderine göre belirleniyor ama genel olarak coğrafi konumlarına göre çiziliyordu. Avrasya, Portekiz'den, Bering Boğazı'na kadar Avrupa ve Asya Kara kütlesinin tüm kuzey kesimini kapsıyordu. Okyanusya, Kuzey ve Güney Amerika'yı, Britanya Adalarını, Avusturalya'yı ve Afrika'nın Güney bölümünü kapsayan Atlantik adalarını kapsıyordu. Diğerlerinden daha küçük olan ve küçük bir batı sınırına sahip olan Doğuasya ise Çin'le güneyindeki ülkeleri, Japon adalarını ve Mançurya, Moğolistan ve Tibet'in sürekli değişen sınırlarla ama büyük bir bölümünü kapsıyordu. Bu üç süper devlet, taraflar değişse de sürekli olarak savaş halindeydiler ve son yirmi beş yıldır da bu devam ediyordu. Bununla birlikte savaş, artık yirminci yüzyılın ilk on yılında olduğu gibi yok edici mücadelelerden ibaret değildi. Artık, birbirlerini yok edemeyen, savaşmak için eline tutulur bir nedeni olmayan ve herhangi bir gerçek ideolojik farklılıkları olmayan taraflar arasında sınırlı hedefleri olan bir savaştı. Bu savaşın ya da savaş tutumuna hâkim olan tavrın değiştiğini ve daha az kana susamış ya da daha ilgili bir hale geldiği anlamını doğurmuyordu. Aksine, savaş çılgınlığı tüm ülkelerde evrensel bir hava ile durmadan devam ederken; tecavüz, yağma, çocukların katledilmesi, tüm nüfusun köleliğe indirgenmesi, tutukluların kaynar sulara
Sayfa 203 - Kopernik Kitap·Kitabı okudu
Distopya
İnsan en korkunç canlı türüdür.
Günlerce yolculuk ettikten sonra köylere, kasabalara, oldukça iyi düzenli şehirlere varmışlar, birçok ustalar, güçlü devletler görmüşler. Ekvatorda, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar boydan boya ve oldum olası ateşten bir gök altında yanan ıssız ovalar varmış. Orada her gördükleri şey dehşete düşürüyormuş onları. Başıboş topraklarda tek yaşayanlar en vahşi hayvanlar, en korkunç sürüngenler ve o hayvanlardan da vahşi insanlarmış yalnız.
Sayfa 6
Kimi Müslüman devletler ateşli silahları kullanmadı. İslam devletleri içerisinde tüfeği ve topu en etkili şekilde kullanan Osmanlılar oldu. Mısır'daki Memluklar yiğitliğe yakıştıramadıkları bu silahları aşağı gördü ve kullanım alanını sınırladı. Bu açıdan Memlukların güneylerindeki Portekizlilere ve kuzeylerindeki Osmanlılara direnememe­sine şaşmamak gerekir. Keşifler zamanında Avrupa'daki devletler denizcilik konusunda önemli mesafe kaydetmişlerdi. Avrupa tek­neleri Atlas Okyanusu'nda yol alabilecek şekilde tasar­lanmıştı. Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu için inşa edilen Müslüman tekneleri daha dayanıksızdı. Manevra kabiliyeti fazla olan Avrupa yapımı teknelerin yol alma ve yük taşıma kapasiteleri de üstündü. İspanyol kalyonları ve Portekiz karakları (carrack) İslam devletlerinin gemilerin­den silah gücü bakımından da öndeydi ve olası bir deniz savaşında ateş üstünlüğü onlardaydı.
Sayfa 46·Kitabı okudu
“Ah, ne kadar nefret ediyorum ondan! Ne kadar da nefret ediyorum!” diye gıcırdattı dişlerini. “Kimden?” diye sordum; ama zavallı sefil yeniden talihsizliklerine ağlamaya başlamıştı. Kimden nefret ettiğini tahmin etmek kimden etmediğini tahmin etmekten daha kolaydı. Çünkü içinde onu bütün dünyadan nefret etmeye yönelten habis bir şeytan görmeye başlamıştım. Kimi kez kendisinden bile nefret ettiğini düşünüyordum, yaşam ona böylesine anlamsız ve canavarca davranmıştı. Böyle anlarda içimde büyük bir acıma birikiyordu ve onun bozgunundan ve acısından keyiflendiğim için utanç duyuyordum. Yaşam ona karşı adaletsiz olmuştu. Onu şu an olduğu gibi biçimlendirerek ona pis bir kazık atmıştı ve o günden beri de pis kazıklar atmayı sürdürmüştü. Olduğundan başka bir şey olması için ne gibi bir şansı vardı ki? Ve sanki benim dile getirilmemiş sorumu yanıtlıyormuşçasına sızlandı: “Benim hiçbir zaman şansım olmadı, bir nebze bile! Beni okula yollayacak kimse mi vardı ya da aç karnıma iki lokma ekmek koyacak birisi mi ya da küçükken kanlı burnumu benim için silecek birisi? Kim benim için herhangi bir şey yaptı, hı? Kim, sorarım, kim?” Elimi, onu yatıştırmak için omzuna koyup, “Takma kafana, Tommy,” dedim. “Neşelen. Sonunda her şey yoluna girer. Önünde uzun yılların var ve hoşuna gidecek her türlü şeyi yapabilirsin.” Elini savurarak, “Yalan bu! Lanet olası bir yalan!” diye haykırdı yüzüme. “Yalan bu ve sen de biliyorsun. Çoktan işim bitmiş benim, artıklar ve kırıntılar düşmüş payıma. Senin tuzun kuru, 'Ump. Sen bir beyefendi olarak doğmuşsun. Aç yatmanın, aç karnını sanki içinde bir fare varmış da kemirip duruyormuş gibi hissedip uykunda ağlamanın ne olduğunu asla bilemezsin. Hiçbir şey yoluna giremez. Yarın Birleşik Devletler'in başkanı olsaydım bu benim küçükken boş olan midemi
Sayfa 122·Kitabı okudu