"...sizinle iki samimi dost olduk. Haliniz, bana öyle ehemmiyet veriyordu ki, hayatımın en gizli gamlarını ve acılarını size söylemekten çekinmiyordum. "
Erenler bir denizdür ‘âşık gerek talası
Bahrî gerek denizden girüp gevher alası
Gine biz bahrî olduk denizden gevher alduk
Sarrâf gerek gevherün kıymetini bilesi
Yüri var epsem ol a ne simsârlık satarsın
‘Alî gibi er gerek iş bu sırra eresi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bırak canım şu çağımızın insanını. Hangimiz ne kadar çağımızın insanıyız? Bıktım şu gerçek denilen şeyden de. Herkes gerçek deyip duruyor. Neyse, bu başka bir konu. Ne diyordum? Ha, evet. Asıl dert ondan sonra başladı. Kendimin, kendi kuşağımın çelişkisini gördüm. Biz düzen diyoruz, toplum diyoruz, insanımız diyoruz ama, aslında hiç biri umurumuzda değil. Beğenmediğimiz bir eğitim düzeninin sokaklara döktüğü öğrencileriz biz. Çabaladıkça çok batan, harcanmış, horlanmış bir kuşağız. Birbirimizi bile sevmiyoruz. Umudun habercisi öfkelerimiz hınç oldu ve bizi nefret küpüne çevirdi. Hiç kimse sevmiyor bizi. Ne üniversite, ne halk, ne de devlet iyi gözle bakmıyor bize. Yolda, otobüste, hattâ evimizde bir garip bakıyorlar. Biz mi yabancılaştık, onlar mı umudunu kesti bizden, anlamıyorum. Ama açıkça görülen bir şey var; biz sevgisizleştik, sevimsizleştik. Fakat bunlar da umurumuzda değil. İnsan bir kere toplumdan kopmaya görsün, inancı da öfkesi de hayat vermez ona. Evet, gerçek olan bu; biz toplumun üstüne çıkmak, ona yön vermek istedik, toplum dışı olduk. Artık ne rindlik, ne bohemlik kurtaramaz bizi...”
Z. Kitapçı, "Büyük alim, hadis ilminin kritik yazarlarından" diye tanıttığı Aliyyü'l Kari'nin "Türklere dokunmayınız/ilişmeyiniz" hadisine ilişkin yaptığı yorumu şöyle aktarır:
Türklerde insanlığa has yumuşaklık ve çelebi insanlara mahsus merhamet yoktur, der Aliyyü'l Kari. Belki onlar, başka bir tür insan cinsidirler. Onlara insan değil de nesnas (uzun kuyruklu bir maymun) denilse daha uygundur. Türklere, Yecüc ve Mecüc artıkları ve onların kardeşleri ve onların temsilcileri olduklarını söylemek, onların ne menem insanlar olduklarını beyan etmeye kafidir. Bununla beraber hiçbir şek ve şüphe edilmemelidir ki onlar, son derece zararlı ve fesad ehlidirler....
Halime:
«-İşe yaramaz, cansız bir merkebimiz vardı. Sütsüz ve kavruk, bir de dişi devemiz. Allah'ın Resûlü aramıza girince devenin memeleri süt doldu. Sağa sağa bitiremez olduk.
Kocam hayretler içinde: «Halime, diyordu; getirdiğin yetim ne uğurluymuş! İçimize girer girmez bereket yağmaya başladı.» Kocam haklıydı. Tez zamanda davarlarımız türedi, bolluk bizi her yandan kuşattı.»
Öyle ki Halime Hatun, Nur Çocuğu önüne alıp cansız merkebe bindiği zaman, o bitik hayvan bile hayata geliyor ve yanı sıra gelenler ona ayak uyduramaz oluyor.