.
.
.
.
.
Tanıdık koridorda botlarım mermer zeminde yankılanarak, kristal yüzeyine YÜZBAŞI METIAS IPARIS ismi kazınmış yirmi beş santimetrekarelik bir mezar taşına gelene kadar ilerledim.
Bir süre orada durdum, sonra önünde bağdaş kurarak oturup başımı eğdim. Yumuşak bir sesle, "Selam Metias," dedim. "Bugün benim doğum günüm. Kaç yaşına bastığımı biliyor musun?"
(...)
Fısıldayarak, "Bugün yirmi yedi oldum," diye devam ettim. Bir an duraksadım. "Artık aynı yaştayız."
Hayatımda ilk kez, artık onun küçük kız kardeşi değildim. Gelecek sene ben çizgiyi geçecektim, oysa o aynı yerde olacaktı. Bundan sonra, hep daha büyük olacaktım.
Oldum olası sevmem güzü, hüzün verir bana yaprak dökümü. Sen isteseydin bağışlardın beni. Seni sevdiğim için öyle söylediğimi biliyordun. Orada, o mermer taş yığını arasına beni böyle yapayalnız, böyle kaygılara düşmüş bırakmak erkekliğe sığar mıydı?