"Ben seni Yankeeler'e karşı korurum."
Scarlett:
"Bunun bir iltifat olduğuna emin değilim," dedi kararsızca.
"Değil," diye cevap verdi. "Erkeklerin her sözünde iltifat aramaktan ne zaman vazgeçeceksin?"
"Ölüm döşeğinde," dedi.
Yaşamak, her şeyi yeni baştan görmek, her şeyi yeniden başlamak, her şeyi tekrar yapmak karşısı onu birdenbire kudurttu. Bu, ölüm karşısında bir isyandı; doğmakta olan bugünün akşamini göremeyeceğini kabul etmek imkansızlığıydı; bu güzelliğin, bu vücudun, bu işleyen düşünme yetisinin, etindeki bu taşkın hayatın tam hareketli zamanında mevcut olmaktan geri kalıp çürüyebileceğini anlamak imkansızlığıydı.
Fakat onu öldüren, herkesten çok kendisinin kötülüğüydü. Kendine saygı duyamamak kadar ona acı çektiren hal yoktu. Kendinden korktuğu, ruhunun karanlığından bir tiksinti duyduğu zamanlar, “Ah, ne iğrenç bir muammayım!” diyerek kendindeki bu iki ruhu, bu bazen hep mavi ve saf, fakat çoğu zaman böyle kana bulanmış, murdar ruhları düşünür, daimi bir ses olmak üzere içinden kendine “Canavar!” diye hitap eden bir vicdan bulurdu. Etrafında hep çirkinlikler, hayvanlıklar görmesi, bunları kendinde bulmak kadar onu öldürmüyordu. Kendi o kadar yüceliklere tutkun olduğu halde bu kötülüklerden arınmazsa başkaları ne olur, diye düşünerek kendinden kaçmak ister; masumiyet hayvanlıkla zincirlenmiş gibi onda daima boğuşurlar.