---
"Bir rivayete göre, Hükümdar Timur avuçlarının içinde pıhtılaşmış kanla dünyaya gelmiştir. Kâhinler, bu kanı iki şekilde yorumlamıştır: Ya çok kan dökecektir ya da zamanın hâkimi olacaktır. Ama her hâlükârda girdiği her savaşı kazanacaktır. Bu kâhinlerden en ulusu, babasına doğar doğmaz onu öldürmesini söyler. Aksi hâlde çok kan dökeceğini, dünyanın sonunu getireceğini kesin bir dille rivayet eder. Masum bir bebeğin avucundaki kan, uğursuzluk demektir."
Kitap bu efsaneyle başlıyor.
Şehrazat, Kadir Tönge adında bir adamla evlenmişti yıllar önce. Kibar, naif bir tarih öğretmeniydi. İlk görüşte aşk değildi belki ama tanıdıkça sindirmişti onu gönlüne. Şehrazat’ın ailesi, Rize’nin köklü ailelerinden biriydi. Bu evliliğe karşı çıkmış, onu kendilerine uygun gördükleri başka bir damat adayıyla evlendirmek istemişlerdi. Fakat Şehrazat bir an bile düşünmeden gönlünün sevdiğine kaçmıştı. Yıllarca bundan pişmanlık duymadı. Kadir’le adeta bulutların üzerindeydi. Bir kızları olmuştu. Kadir öğretmenliğe devam ederken o, büyük bir hevesle kızıyla oynuyor, şarkılar söylüyor, akşamları eşiyle gülüp eğleniyordu. Sevginin kopmaz bağıyla ailesine daha da bağlanıyordu.
Sonra birdenbire, ne olduğunu anlamadan her şey değişti. Kadir içmeye başladı. O şeyi ağzına sürdüğünde içinden çıkan kişi, Şehrazat’ın sevdiği, tanıdığı adamdan tamamen farklıydı. Söz vermişti içmeyeceğine ama her defasında devam etti. Sorunlar büyüdü. Kızı Güldeste’ye dokunmasına asla izin vermezdi Şehrazat, ama kendi üzerinde ne hükmü vardı ne de gücü. Yüzüne bir darbe yerdi. Ertesi gün Kadir ağlayarak ayaklarına kapanıp özür dilediğinde, sessizce kabul ederdi. Kolları morarırdı. Ertesi gün Kadir yine ağlayarak özür dilediğinde sessizce kabul ederdi. Dudağı patlardı. Yine özrü kabul ederdi.
Severdi kocasını. Bazen