Server ortadan kaybolunca arayan tek canlıydı Sülfür. Belki Server de bu yüzden insanlığa yeterince kin besleyemiyordu, Sülfür’ün ilgisinden dolayı daha yumuşak bir hayat sürdürüyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gene de, günlerin, ayların ve yılların arasından zikzaklar çize çize koşarken, kaçtığım için mi kaçmayı düşündüğümü, yoksa düşündüğüm için mi kaçtığımı kestiremeyecektim belki.
Gerçek bir öfkeyle bağırmıştı adamlara. Yüreğim serinledi. Birisi beni düşünüyordu, beni savunuyordu; bayağılıktan iyilik, bir şantajdan bulanık da olsa adalet isteği çıkmıştı. Bana nasıl da iyi gelmişti, içimdeki kabarmayı nasıl da yatıştırmıştı!
Kapımızda pirinçten yapılma küçük bir göz deliği vardı ve bu yuvarlak delikten senin kapın görülebiliyordu. İşte o göz deliği -hayır, gülme sevgilim, çünkü ben bugün bile, evet, bugün bile orada geçirdiğim saatlerden utanç duyuyorum!- benim dünyaya açılan gözümdü,
Uyuyamadan yattığı yatağında kafası durmadan yazdıklarıyla uğraşırdı. Çoğu geceler, o gün üstünde en uzun durduğu cümle gelip onu bulurdu. Alışmayı anlıyordu. İşte insan beyni bile alışıyor, hep aynı şeyi tekrarlıyordu. Boyuna, "Karıncalar bilmeden severler," diyordu. Öte yanına dönüyor, kurtulamıyordu. "Uyumam gerek," diye düşündükçe kafası sanki "Olmaz!" diyordu, "Karıncalar bilmeden severler."