Hayat.... Bir ömür... nerde, kiminle, neler yaşatacağız hiç bilmiyoruz. Gözümün önünden film şeridi gibi geçse keşke yaşamım. Melike İlgün'ü ilk kez okudum. Kalemine sağlık. Bir çok duyguyu yaşattı bana.
Hep EksikMelike İlgün · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202613 okunma
"Bir insanın çocukluğu belki de en büyük cenneti ya da en derin cehennemidir."
Kitabı az önce bitirdim. Elimde kapalı bir kitap öylece kalakaldım. Zihnimin içinde bir cümle dönüp duruyor: Bir annenin dudaklarından dökülen tek bir cümle, bir çocuğun ruhunu nasıl bu kadar darmadağın edebilir? Nasıl olur da o tek bir an, bir çocuğun tüm hayatını, hayallerini, büyüme hikayesini baştan yazar? Ebeveynlerin çocuklar üzerindeki o görünmez ama devasa etkisini düşündükçe içim sızladı.
Ben çocukluğunu kolay kolay unutamayan biriyim. Yaşadığım iyi kötü her anıyı hafızama adeta kazımışım, silinmiyor. Belki de bu yüzden ana karakter Vidar’ın o geçmişi eşelemesi, unuttuğu o anları zorla hatırlamaya çalışması beni derinden sarstı. Kitap boyunca aynı şeyi söyledim: "Hatırlamasa daha mı iyiydi acaba?" Bazen bazı şeylerin üstünü örtmek, o gerçeğin acısıyla yüzleşmekten daha mı güvenli yoksa? Bunun üzerine düşündüm... Acı, varlığını kanıtlamak için her zaman bir yol bulur. Bastırılmış anılar, zihnimizin derinliklerinde patlamaya hazır birer bomba gibi bekler. Onları hatırlamak, o an canımızı çok yaksa da aslında bize bir özgürlük alanı açar.
Schulman Alex Schulman kitabın sonunda bizi o acının tam kalbine indiriyor.
"17 Haziran" 17 Haziran benim için içimde bir köşede kırgın oturan çocukla yüzleşme romanı oldu. Sıradan gibi görünen bir yaz gününün, bir insanın ömür boyu taşıyacağı bir cehenneme nasıl dönüştüğünü okumaktan çok etkilendim.
Biz büyüdüğümüzü, her şeyi atlattığımızı sanıyoruz ama aslında hepimiz çocukken aldığımız o yaraların, bize söylenen o ağır sözlerin gölgesinde yürüyoruz. Kendinizden, kendi geçmişinizden bir parçayı bulacağınız, bittiğinde uzun süre tavana baktıracak bir kitap. Kesinlikle tavsiyemdir.
Kitap, klasik bir kişisel gelişim metninden çok, hayatı daha bilinçli kurmaya dair sohbet gibi ilerliyor. Özellikle kültür, zaman yönetimi, merak ve kendini geliştirme üzerine not alınacak çok bölüm var.
Sevgi bazen kavuşmak değil; beklemek, hatırlamak ve sessizce taşımakmış. Kitap, aşkın güzelliği kadar insanı nasıl tüketebileceğini de anlatıyor. Üstelik aşkın, -bana göre- hiç olmaması gereken bir yerde ve biçimde anlatıldığı bir hikâye bu. Sevmeyi beklemek sanmanın acı sonu, yitip giden bir ömür; sevmeyi hatırlamak sanmanın acı sonu, her şeyden uzak, bomboş, yenilenmemiş bir hayat. Kitabı bitirdiğimde geriye en çok bu hüzün kaldı bende. Tanıdık ama kurtulabildiğim bir hüzün.
Gülün Adı, görünüşte bir cinayet romanı olsa da derinlerinde; geçip giden zamanın, kaybolan aşkların ve insanın elinden kayıp giden güzelliklerin hüznünü taşıyan son derece şiirsel bir eserdir. "Bazı insanlar hayatımıza sahip olmamız için değil, ruhumuzda bir iz bırakıp gitmeleri için girerler. Ve bazı aşklar yaşanmak için değil, ömür boyu hatırlanmak için var olurlar. Kitabın merkezindeki asıl sorunun: "Kim öldürdü?" değil, "İnsan neden bir şeyi sonsuza kadar koruyamaz?" olduğunu düşünüyorum. Günümüzdeki birçok aşk hikâyesi kavuşmayı yüceltirken, Gülün Adı kavuşamamayı, eksik kalmayı ve özlemi anlatır. Bu nedenle gençlik heyecanından çok, yıllar sonra dönüp bakınca hissedilen tatlı bir hüzün taşır. Bu yüzden Gülün Adı bana göre bir polisiye değil; hafıza, özlem ve fanilik üzerine yazılmış büyük bir edebî meditasyondur. Umut dolu kitaplara, keyifli okumalar...
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
Başımıza ortalama üç yüz bin saç teli koyan otoriteyi tanımak zorundayız. Gözümüze yüz otuz milyon ışık alıcısı ekleyen, gözden beyne beş yüz bin sinir hücresi yerleştiren yaratıcıyı dikkate almadan bir ömür süremeyiz