Simone de BeauvoirBen Bir Feministim adlı eserinde daha önce yazmış olduğu Kadın - İkinci Cins 1 adlı yapıtındaki temel dinamikleri anlatımını sağlamıştır. Bu anlatımda röportaj havasında geçmesi ve yer yer Jean-Paul Sartre ve Albert Camus bahsetmesi de modern ve postmodern bir dünyanın 'eril-dişil' düzleminde kadının sıfatları ve yüklemleri tartışılmıştır.
Simone de Beauvoir 'kadın' kavramını tüm sıfat ve yüklemlerinden arındırarak 'kadın eşittir insan' tanıtımı üzerinden bir evren kurmaktadır. Bu evrenin oluşsallığını sağlayacak denklemler düşünüldüğünde de 'eril' bireyin, yönetimin ve sistemin çizmiş olduğu kamusal kadın kimliğinin yıkılmasını istemiştir. Kadın kimliğinin sadece bedensel bir 'özne' olmadığını açıklamaya çalışan Simone de Beauvoir, toplumsallığın tabularındaki kadın formu yerine 'gerçek' kadın yani tüm sıfatlarından ve yüklemlerinden arındırılmış sadece insan olarak kadın olmayı savunmuştur.Buradan hareketle de feminizmin önder ve ilerici bir kuramcısı ve savunucusudur.
Ben Bir Feministim eserde yer yer 'eril' düzenin birey, toplum ve kadın üzerindeki olumsuz tasavvurlarına değinirken ve bu değinme noktlarını Jean-Paul Sartre'nin de destek çıkmasıyla daha oturaklı bir biçemde kendi düşünüşünün onayını hem kendinden de hem de eril bireyden almıştır. Peki bu onama nedir? Asılda Simone de Beauvoir buna ihtiyacı varmış hissi düşüncesi ve eylemsel bağlamda ihtiyacı yok gözükmektedir. Ancak Simone de Beauvoir tanınma ve geniş kitleye ulaşma noktasında Jean-Paul Sartre omuzlarına dayanmıştır diyebiliriz. Lakin bu dayanma körü körüne değildir. Yeri geldiğinde Jean-Paul Sartre eleştirilerini katışıksız ve saf bir yargılamayal hem nesnel hem de öznel bağıntılarla sunmuştur.Diğer bir açıdansa Simone de Beauvoir kadn ve aile tandeminde iki kutbunda normlar ve dayatmalardan arındırılmasını hatta yıkılmasını vaaz etmiştir. Bu vaazdan hareketle düşünürün savı modern çağ ve postmodern çağda net bir
Ben Bir FeministimSimone de Beauvoir · Kadın Çevresi Yayınları · 1986190 okunma
Hal Dünü Bitmez Doğunun
1- Coğrafya kaderdir dedi İbn-i Haldun yalnız yetmedi.
Bu sözün yirmi birinci yüzyıl da devamını şöyle yazdım etik ahlakın devamı hal dünü devam ettiren bir bilinç olarak;
✓ Coğrafyanın kader olduğu kadar, o coğrafya üzerinde yaşayanlar da o coğrafyanın kaderidir.
Örneğin doğal kaynak zengini ortadoğu coğrafya olarak kader mi? Yoksa doğal kaynaklarını birkaç soyguncuya şahsi çıkara satılarak göz yumanlar bu kan bataklığı coğrafya için nedir?
Örneğin Anadolu üzerinde ki planları olan yine ortadoğu bağlantılı soyguncu soykırımcı yayılmacı haçlı batının emellerini gerçekleştirmesine engel Türk yeryüzünün kaderi değil mi?
2- Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer demiş İbn-i Haldun.
✓✓ İşte yeryüzünde bilim ve teknolojiyi bizden çalarak ve kötüye kullanarak gücü ele geçiren barbar batı doğunun kadim etik ahlak anlayışı geçmişini bu çağda kanlı soyguncu doğal kaynak ve yaşam hırsızlığı yaparken yerli işbirlikçileri ile birlikte suçüstü edilerek yakalandı ve etik ahlak anlayışı geçmişi gelecek refah için uyandırdı.
3- İnsanı açlık öldürmez, alıştığı tokluk öldürür dedi İbn-i Haldun.
✓✓✓ Aç bırak, muhtaç et, biat ettir ve karnının gurultusunu unuttur, her yönden fanatik kitleler üret, işbirlikçi olanı besle, olmayanı dışla. Ya benden yana olacaksınız ya da benden yana değilseniz yok olacaksınız anlayışını dayat. İnsanı ilkesizlik ve onursuzluk öldürür. Karın topluluğuna genel yararı şahsi çıkara satan ahlaksızlık o toplumu çürütür. Hiç yabancı gelmiyor değil mi?
4- İnsan beyni değirmen taşına benzer. İçine yeni şeyler atmazsanız kendi kendini örgütür.
✓✓✓✓ On yaşında çocukken yaşadığım bir olay sonrası kendime verdiğim bir söz yönümü, yolumu ve yöntemi çizdi. İnsanlık yararına büyük bir hedefi gerçekleştirmek için ilk
Bu ve buna benzer kitapları okudukça görüyoruz ki biz insanca yaşamaya hep 100 küsür yıl önce başlamış olacağız.
Teşekkürler Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Bir Dilim BiftekJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,121 okunma
Öncelikle ilk söylemek istediğim şey bu kitabı mutlaka ama mutlaka şeriat destekçilerinin feminizm karşıtlarının ve ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ü sevmeyenlerin okuması gerektiğidir. Kitabı okudukça farkettiğim şey Türkiye'nin ve Afganistan'ın aynı yıllardaki özgürlük ve refah farkını daha bilinci oluşmamış bir çocuğun bile anlayacağıdır. Ülkemizdeki kendi vatandaşlarımıza olan haksızlıkları sebebiyle verdikleri maddi manevi zarar yüzünden her türlü Arap ırkına ve mültecilere karşı bir önyargı duyuyordum. Bu kitap az da olsa onları anlamamı sağladı düşüncelerim bir tık daha değişti diyebilirim. Yaşadıkları şeyin ağırlığının haddi hesabı yok. Bu kitap her ne kadar önyargınız olursa olsun empati duygunuzun gelişmesini sağlıyor. Kitaptaki kadın erkek eşitsizliği, kadına şiddet sahneleri, çocuk gelin gibi çokca cahiliye hareketlerinin canımı sıkması dışında okurken keyif aldığım akıcı bir kitaptı. Okumanızı tavsiye ederim. Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
Kitap öncelikle çok rahat ve eğlenceli akıyor. Okurken sıkılmadım keyif aldım. Yazımı basit anlamı kolay.
Olumsuz bir hususla karşılamadığım gibi gerçeklerin aynı şekilde yansıtıldığını düşünüyorum. Bir olayın nasıl olduysa o şekilde aktarıldığı bence objektif bir kitap. Tek garipsediğim olay bütün kitap boyunca sadece 35 kere Atatürk kelimesi geçerken hemen hemen her sayfada Enver ismimin geçiyor olması. Bize öğretildiği mi farklı? Yoksa gerçek bambaşka bir şey mi? Ben bu kitapta milli mücadele dönemini sorguladım. Şahsen sağ sol veya muhafazakar veya yenilikçi kesimlerin bu iki şahsiyet üzerinde söyledikleri bu kitapta karışıyor. Türk Tarih Kurumu objektif bir tarih yazacağına inandığım için bu durumun doğru olduğunu düşünerek kendi içimde milli mücadeleye bakışım değişti.
En bariz örneği Almanya yenildiğinde müttefikimiz olduğu için bizde yenildik sözü katiyen bir yalan olduğu veyahut Atatürk'ün bir çok konuda Enver ile dost ve birlik içinde olduğu gibi daha bir çok konunun uydurulmuş gerçekler olduğunu bu kitap sayesinde anlamak zor değil.
Sözün kısası bu kitabın ilk bölümü Avrupa esasına dayanırken ikinci bölümü Osmanlı esasında. İlk bölümde Avrupalıların Türkler ve Osmanlı için düşündüklerini okumak bir yandan ilginç bir yandan üzücü zira savaşın başında Orta Doğu ve boğazlar dışında İtilaf Devletlerinin Osmanlı'dan bir beklentileri yok lakin yalnış emir komuta yalnış yönetim ve birazda hırs bütün Osmanlı Devleti'nin kötü bir şekilde sonlanmasına vesile olduğu görülüyor. Şüphesiz önereceğim bir kitap.
Zaten hali hazırda Türkçe literatürde bir çok konu ve alanda giriş seviyesi kitap eksikliği vardı. Bu eksikliği TTK'da fark etmiş olacak ki "Genel Okuyucu Dizisini" bizlere sunmuş bulunuyor. 100 adet giriş seviyesi tarih alanından olacak şekilde güzel bir kitap
"Bir milletin kaderi, sadece liderlerinin dehasına değil; o milletin içindeki her bir bireyin, öğretmenin, memurun, askerin ve köylünün omzundaki sorumluluk bilincine bağlıdır."
Selam selam selam! Bugün sizlere etkisinden çıkamadığım Grigory Petrov’un ölümsüz eseri Akzambaklar Ülkesi Finlandiya kitabından bahsetmek istiyorum. Bataklıklardan, kayalıklardan ve yoksulluktan ibaret olan Finlandiya’nın, adanmış bir avuç aydının öncülüğünde nasıl modern, müreffeh ve örnek bir ülkeye dönüştüğünün muazzam bir vesikasıdır bu kitap.
Kitabı bitirdiğimde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bu eseri neden askeri okulların müfredatına eklettiğini ve tüm gençliğe neden kesinlikle okunmasını tavsiye ettiğini iliklerime kadar hissettim. Bu kitap, idealist bir ruhun bir coğrafyayı nasıl baştan aşağı değiştirebileceğinin en somut kanıtıdır. Okuyun, okutturun.
Ana hatlarıyla düşüncelerim bu kadardı şimdi ayrıntılara geçelim:
Eserin merkezinde Snelman adlı bir halk önderi yer alıyor, kendisine halk öğretmeni diyebiliriz ama asıl mesleği akademisyenlik.
Snelman’ın felsefesi çok nettir: Halkı cahil bırakıp yukardan bakarak aydın olunmaz; aydın dediğin, halkın içine karışıp onları yukarı çekendir. Kitap boyunca öğretmenlerin, din adamlarının, doktorların ve hatta kışladaki subayların birer "kültür elçisi" gibi çalışarak toplumu nasıl eğittiğini okuyoruz. Petrov bize, kalkınmanın sadece fabrikalar kurmakla değil, zihinleri inşa etmekle başladığını muhteşem bir dille anlatıyor.
Kitapta beni fazlasıyla etkileyen 4 kısıma/başlığa da değinmek istiyorum.
1-)Toplumsal Seferberlik Ruhu: Kitapta sadece devlet adamlarının değil; köylünün, işçinin ve annelerin de bu büyük değişimde nasıl birer tuğla taşıdığı harika işlenmiş. Sorumluluk sadece yöneticilerde değil, toplumun her bir