Puan vermedi·72 syf.··
2026 110. kitabı
Medeniyetin ve insanlığın tüm birikiminin ufacık bir virüsle nasıl bir anda un ufak olabileceğini gösteren dehşet verici, distopik bir öngörü. Jack London, her şeyini kaybetmiş bir dünyada vahşileşen insan doğasını anlatırken, bugünün modern toplumunun ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu yüzümüze çok sert çarpıyor.
Kızıl VebaJack London · Türkiye İş Bankası kültür Yayınları · 202447,7bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:22
"Tanrı niçin iyi insanların başına felaketler getirir?" gibi sorulara, Stoacı ölçülülükte iyi bir cevap vermiş olan Seneca'dan beğendiğim bir eserdir. Zira insan acı ile sınanır, bilenir ve güçlenir. Bana çok şey katan bu eseri okumanızı tavsiye ediyorum.
Tanrısal Öngörü ÜzerineSeneca · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,089 okunma
Reklam
Akıp giden bu dünyada, neler kaçırıyoruz?
9/10
·120 syf.··
2026 150. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 13:16
Bir şeyleri daha iyi görebilmek, anlayabilmek ve hatırlayabilmek için hızımızı yavaşlatmalıyız. Tam tersine, bir şeyi unutmak için hızlandığımız, kaçtığımız, harekete geçtiğimiz gibi... Modern teknoloji ile birlikte, hayatımızda her şey hızlanmaya başladı. Araba sürerken, yürürken, bir video izlerken çarpı kaç yapıyoruz hızı? Ve niçin? Unutmak için mi? Hayatı ıskalamak için mi? Görmemek için mi? Nereye koşuyoruz? İnsanı bu gibi sorgulamalarla başbaşa bırakan, bunu bir şatoda farklı hikayeler ve karakterler üzerinden anlatan, benim çok sevdiğim bir kitap oldu Yavaşlık. Üstelik daha o zaman bu korkunç hızlı internet çağı başlamamışken bunları yazabilmesi inanılmaz bir öngörü.
YavaşlıkMilan Kundera · Can Yayınları · 20181,624 okunma
9/10
·85 syf.··
2026 61. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 02:09
Stoik fəlsəfənin Fortuna (Tale), Fatum (Qədər) və Providentia (Tanrısal Öngörü) anlayışları haqqında olan, antik dövrdən günümüzə gəlib çatan ən mühüm mətnlərdən biri sayılan "De Providentia", ritorika sənətinin incəlikləri ilə işlənmiş üslubu sayəsində hər şeydən əvvəl klassik bir ədəbiyyat əsəridir. Məzmununun stoik əxlaq prinsipləri ilə zəngin olması, Tanrı ilə insan arasındakı münasibətləri ətraflı şəkildə araşdırması, yaxşı və pis anlayışlarını aydın ifadələrlə izah etməsi, həyat və ölüm məsələlərinə yanaşması baxımından bu əsər qədim Romadan günümüzə qalan nümunəvi bir əxlaq fəlsəfəsi mətnidir. İnsan ağlı kainatı, Tanrını, insanı, yaxşılığı, pisliyi, təbiəti, qədəri, taleyi, talesizliyi, səbir etməyi, həyatı və ölümü sorğuladıqca, ədəbiyyatla fəlsəfəni bir araya gətirən "De Providentia" səmimi dili ilə ona sonsuza qədər işıq tutacaqdır. Qısa olaraq kitab nə deyir? Seneka bu əsərdə əsasən belə bir suala cavab axtarır: "Əgər kainatı ağıllı və ədalətli bir Tanrı idarə edirsə, niyə yaxşı insanların başına pis hadisələr gəlir?" Onun cavabı budur ki: Çətinliklər və əzablar həmişə cəza deyil. Güclü və fəzilətli insanlar sınaqlarla möhkəmlənirlər. Xarici hadisələrdən çox, insanın onlara münasibəti vacibdir. Qədərdən qaçmaq mümkün deyil, amma ona ləyaqətlə yanaşmaq mümkündür. Həqiqi xoşbəxtlik sərvətdə və rahatlıqda deyil, xarakterdə və müdriklikdədir. Bu səbəbdən "Tanrısal Öngörü (De Providentia)" Stoik fəlsəfənin ən vacib əsərlərindən biri hesab olunur və xüsusilə həyatın ədalətsiz göründüyü dövrlərdə insana fərqli baxış bucağı qazandırır
Tanrısal ÖngörüSeneca · Kabalcı Yayınevi · 20071,089 okunma
10/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:58
Özet olarak kısaca, ilk kitabın bitişinden 12 yıl sonrasındayız. Paul Muad'Dib, evrenin imparatoru olmuş ve onun adına galaksiye yayılan Fremen cihatçıları yani Fedaykinler, Paul’ün dinini yaymak adına milyarlarca insanı öldürmüştür. Paul, istemeden de olsa serbest bıraktığı bu dini fanatizmin ve kanlı cihadın dehşetiyle ezilmektedir. Paul, geleceği görme yeteneği yüzünden adeta bir hapishanede yaşamaktadır. Karşısına çıkan tüm yollar korkunç felaketlere çıkmaktadır. Bu sırada canından çok sevdiği eşi Chani hamile kalır. Ancak Paul, öngörüleri sayesinde Chani’nin doğum yaparken öleceğini bilmektedir. İmparatorluk evliliği yaptığı Prenses Irulan ise tahtın varisi olmasın diye Chani’ye gizlice doğum kontrol ilaçları vermektedir. Chani, Fremen diyetine geçerek ilacın etkisini kırar ama bu hamilelik onun ölümünü hızlandırır. Tleilax suikastçısı Scytale, Paul’ü kör eden bir atomik silah saldırısı organize eder. Paul fiziksel olarak kör olur ancak öngörü yeteneği sayesinde çevresini bir bilgisayar gibi görmeye devam eder, bu durum Fremenler arasında onun tanrısallığını pekiştirir. Chani doğum yapar ve ikiz bebekler dünyaya getirir (Leto II ve Ganimet). Chani, Paul’ün öngördüğü gibi doğumda ölür. Kör olan ve kehanet zincirlerinden kurtulmak isteyen Paul, Fremen geleneklerine uyar: Kör olan bir Fremen gibi, çocuklarını kız kardeşi Alia’ya emanet ederek çöle doğru yürür ve gözden kaybolur. İlk kitabı okuyup benim gibi yaşasın, Paul intikamını aldı ve galaksinin kralı oldu diyenler için Dune Mesihi tam bir soğuk duş etkisi yaratıyor. Frank Herbert bu kitabı, ilk kitaptaki kahraman mitini yıkmak için bilerek bu kadar karanlık yazdığını söylüyor bazı eleştirmenler. Birçok kişi ilk kitabı sever ama bence herkes devamlarını okumaz. Oysa serinin asıl büyük fikri burada başlıyor.
Edebiyat
Dune MesihiFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20218,7bin okunma
Semerkant'tan Atlas Okyanusuna uzanan bir yolculuk
Puan vermedi·320 syf.··
2026 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 02:13
#okudumbitti Semerkant Amin Maalouf Semerkant , 11. yüzyılın İran’ından(Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun hakim oldugu dönem)20. yüzyılın başına uzanan, Doğu ile Batı’nın kesiştiği noktada geçen destansı bir anlatıyı tarihsel olayları harmanlayarak sunuyor. Eser temelde dört bölümden oluşuyor. İlk iki bölümde Ömer Hayyam 'ın Semerkant da başlayan yolculuğunun ve Hasan Sabbah ile tanışması, toplumun geçirdiği sosyal-siyasal yapılanma, Büyük Selçuklu Devletinin veziri Nizamülmülk'ün Haşhaşiler tarafından nasıl suikaste gittiğini ve bu tarikatın kurucusu ve lideri Hasan Sabbah'ın yükselişini okuyoruz. Yazar bu üç büyük şahsiyetin birbiriyle olan bağlantısını ve sonradan yollarının ayrılmasını, ayrıca farklı alanlardaki öngörü ve keskin zekalarını çok akıcı bir dille anlatıyor. Benim için en güzel bölümler de bu ilk ikisi oldu diyebilirim. Ömer Hayyam'ın merkezde olduğu Semerkant da başlayan ve Atlas okyanusunun derin sularında biten hikayenin anlatıldığı bu eser İran'in geçmişine bir mercek tutuyor. Doğu denilince ilk akla gelen bu medeniyetin değişen çehresi ve değişmeyen kaderine adım adım tanıklık ediyoruz. Ömer Hayyam 'ın miras bıraktığı yazma ikinci bölümün nihai amacını oluşturuyor. Yazarın İran devriminden bahsettiği bu bölümlerde, yaşamdaki en acımasız yasa olan güçlünün güçsüzü ezmesinin siyasi perdedeki yansımasıyla karşılaşıyoruz. Bir Amerikalı olan Benjamin O.Lesage'in ağzından anlatılan bu bölümde Ömer Hayyama olan hayranlığı ve "Rubaiyat'ı" bulma arayışı ile başlayan yolculuk İran’ın devrimin yarattığı dönüşümlerin, toplumsal alana olan etkilerini ve bir başka ülkenin demokrasisi adına dava güden karakterleri ile haritalarda çizilen devlet sınırlarının ötesinde insani değer ve inançlar olduğunu bizlere anlatıyor. Açıkçası çok güzel kitaptı benim için. Tabi Doğu'nun Limanları 'nın
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Reklam
Reklam