“Biliyor musun?”
“Senin de yalanlarının da cehenneme kadar yolunuz var.”
“Ben zaten cehennemdeyim, Ravi.”
“Bir süredir oradayım.”
“Düşüşüm, gözlerimi sana diktiğim anda başladı.”
“Her bakışla, her hassas dokunuşla, boşluğa biraz daha düştüm.”
Bazen aklıma bir düşünce geliyor: “Acaba o zamanlar aklımı mı kaçırmıştım, aslında bir akıl hastanesinde miydim? Belki de hâlâ oradayım, belki de bütün bunlar sadece bana olmuş gibi göründü, belki de hâlâ öyle görünüyor…”
Nerde kalabalık.. yâni, şu halk dediğiniz budalalık var, ben oradayım. Mesleğim, işim budur benim.. bu budalalığı devlet kemiricisi hâline getirmek ve o bayağı söylenişi ile, menfileştirmek! Halkı çeken konularda hoşnudsuzluklar, kesin anlaşmazlıklar, ikilikler, sürtüşmeler yaratmak; bunları körüklemek ve yönlerini Devlet’e, Devlet sorumlularına çevirmek! Mesleğim bu benim.”
Ve saymıştı “tabiî müttefik”lerini:
Ulemâ-yı rüsum..
Kaleminden kan damlayan yazarlar..
İktidar cephesinin hödükleri..
Muhalefetin sersemleri.. vakıf üyeleri..
Devlet görevlilerinin kraldan çok kralcı olan kabakları. Ve, nihayet, kadük olmuş yasalar..