Puan vermedi
Bu kitap da İlker Hoca’nın kitap öneri listelerinden görüp aldığım bir kitaptı. Zamanında iki kitap halinde yayınlanmış. İlki 1959, ikincisi 1965. İki cilt tek bir kitap olarak basılmış. Yazar Tayyip Gökbilgin Milli Mücadele’nin aslında canlı bir tanığı. Osmanlı döneminde doğmuş ve Milli Mücadele dönemini yaşamış bir tarihçi. O dönem resmi belgelerin belirli tarihçilere açılması sonrası belgeler üzerinden Milli Mücadele’yi anlatan bu eseri kaleme almış. Kitabın günümüze göre biraz ağır. Doğal olarak eski kelimeler çok fazla ve yazıldığı dönemde kullanılan dil de bunda etkili. Nutuk gibi ama Nutuk’a göre şu an kullanılan Türkçe’ye daha yakın ve anlaşılabilir. Dönemin belge, karar, bildiri ve bazı mektupları orijinal hali ile verilmiş ve tabi dilleri ağır. Kitap tam bir bilimsel tarih kitabı. Mevcut belge ve kanıtlar üzerinden dönemi anlatıyor. Bu açıdan çok değerli bir kitap. Bu konuda çok fazla kitap var. Bir tarihçi tarafından yazılan belgelere dayalı gerçek bir tarih kitabı zannederim fazla yok. Tarih meraklısı olmayan, döneme dair merakı ve ön bilgisi olmayan kişiler için okuması zor bir kitap olabilir. Ama benim gibi tarihe merakı olan, döneme özellikle ilgisi olan ve bu konuda bir çok okuma yapmış olan veya akademik yönü olanlar için eşsiz bir kitap diyebilirim. Bunun yanında okuması ne kadar zor görünse de; eğitim görmüş, okuyan bir Türk vatandaşının Nutuk ve bu kitabı mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Yaşanan mezalimler ve uğraşılan hakaretleri insanın havsalası almıyor. Müthiş bir ümitsizlik ve eziklik psikolojisi hakim. Gerçekten şu an ki durumumuza şükretmemiz lazım. Kitap eski baskısı alınarak tıpkısı basılmış. Burda özellikle birinci kitapta fazla olmak üzere çok fazla kelime, harf ve yazım hataları mevcut. Bunlar bir düzenlemeye tabi tutulabilirdi.
Milli Mücadele BaşlarkenM. Tayyib Gökbilgin · Kronik Kitap · 201866 okunma
5/10
·107 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
Balon. Ancak fazlasıyla şişirilmiş olması, hepten değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Christopher Nolan gibi olay akışını kesip biçerek okuyucunun kafasını lüzumsuzca karıştırmaya çalışmak, bu karmaşadan bir derinlik biçmeye çalışmak ucuz bir numara. Daha önemlisi, bu orijinal bir fikir de değil. Kırmızı Pazartesi için çok büyük maharetmiş gibi dillendiregelinen bu akış, Nabokov tarafından nasıl ustaca kullanılmış: “Bir zamanlar, Almanya’nın Berlin kentinde Albinus adında bir adam yaşardı. Zengindi, saygındı, mutluydu; günün birinde gencecik bir metres uğruna karısını terketti; sevdi; sevilmedi; ve yaşamı felâketle son buldu. Öykünün hepsi bu kadar. Biz de hiç üstünde durmayabilirdik, eğer anlatmaktan keyif alıp kâr elde edebileceğimizi bilmeseydik.” Kitabın öne çıkan bu yanı kenara bırakılacak olursa, gerçekten kıymetli olan yanı keşfedilecektir: Toplumsal gözlem. Kırmızı Pazartesi’nin bence en büyük numarası budur; Latin Amerika gibi hayat doludur, canlıdır, kıpır kıpırdır ve gerçektir. Ancak bunun dışında bir güzellik bulmak zordur.
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,3bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
7/10
·160 syf.··
2026 10. kitabı
Todd McElroy, hepimizin içten içe hissettiği ama bir türlü yüksek sesle itiraf edemediği o suçluluk duygusuna parmak basıyor: "Boş durursam zamanı boşa harcamış olurum." McElroy’un anlatmak istediği şey, tembellik yapmak ya da hayattan tamamen elini eteğini çekmek değil. Yazarın "hiçbir şey yapmamak" derken kastettiği şey, zihni serbest bırakmak, anı sadece yaşamak ve sürekli bir üretim baskısı altında ezilmemek. Günümüzde kitap okurken bile "Ayda kaç kitap bitirdim?", film izlerken "Kültürleniyor muyum, listeme ekleyeyim", kahve içerken "Instagram'a ne koysam?" diye düşünmekten anın tadını kaçırıyoruz. İşte McElroy tam bu noktada devreye giriyor ve diyor ki: "Zihnin hiçbir şey üretmediği, sadece var olduğu anlar, aslında en çok beslendiği ve yenilendiği anlardır." Kitabın en güçlü tarafı, modern insanın üzerine kabus gibi çöken "hiçbir şey yapmama suçluluğunu" incelemesi. Yazar, boş durduğumuzda kendimizi neden suçlu hissettiğimizi tarihsel ve toplumsal nedenlerle açıklıyor. Kapitalist sistemin bizi sürekli tüketen ve üreten birer robota dönüştürmek istediğini, oysa insanın doğasının buna uygun olmadığını söylüyor. Boş bir güne uyanmanın ve o günü planlamadan, sadece rüzgarı izleyerek geçirmenin lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Kitap, insana kaybettiği "yavaşlama hakkını" geri veriyor. Yazar, zihin boşluğa düştüğünde, yani kelimenin tam anlamıyla "hiçbir şey yapmadığında", bilinçaltının çalışmaya başladığını ve en orijinal fikirlerin, hikayelerin, çözümlerin bu sessizlikte doğduğunu harika örneklerle anlatıyor. Zaman zaman tekrara düşse de, "daha çok çalış, başarabilirsin" diyen kişisel gelişim kitaplarının aksine, "zaten yeterince şey yapıyorsun, şimdi biraz da hiçbir şey yapma zamanı" diyen bir eser. Kendimize bu "sadece var olma" iznini vermek, bu
Hiçbir Şey Yapmadan Her Şeyi YapmakTodd McElroy · İdeal Kültür Yayıncılık · 20259 okunma
Dan Brown sevenler bayılacak
Puan vermedi·604 syf.··
2026 6. kitabı
Çok severek ve merakla okudum Dan Brown sevenler bayılacak aynı tatta bir kitap. Mekanların orijinal olması ayrı ilgi çekici, resimlerini bulup gözünüzde canlandırıyorsunuz. Kurgusu çok güzel. Yazarın bizden olması gurur verici , tâbi ki çok daha güzel yazanlar da var dönemimizde ama Arif Ergin'in kalemiyle tanışmak çok güzel oldu benim için.
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,720 okunma
Puan vermedi
Celaena Sardothien, Terrasen’de doğmuş bir gençtir. Kral tarafından ailesi öldürülünce, suikastçılar kralı tarafından bulunur ve yetiştirilir. Arobynn Hamel tarafından büyütülen Celaena, hem onun kadar yetenekli bir suikastçı olur hem de genlerinden gelen yeteneklerini kullanması kaçınılmaz hâle gelir. Zamanla en iyilerden biri hâline gelir ve şöhreti yayıldıkça ihanet de peşini bırakmaz. Yaşadığı büyük ihanet, en sevdiğini kaybetmesine ve yakalanmasına sebep olur. İşkence görür ve madenlerde zorla çalıştırılır. Ancak suikastçı, kralının oğlu ve yüzbaşının yaptığı bir anlaşma sayesinde bulunduğu yerden kurtarılır. İkinci kitap, suikastçının saraya gelmesi, kral ile çalışmaya başlaması ve gizli sırların yavaş yavaş ortaya çıkması üzerine kuruludur. İlk kitapta aradığını tam olarak bulamayan ben, ikinci kitapta biraz daha tatmin olmuşken, çevirinin kalitesizliği nedeniyle zaman zaman orijinal metni kontrol etmek zorunda kaldım. Yıldızlara bakan güzel bir kız ve onunla bakışan yıldızlar…
Karanlık TaçSarah J. Maas · DEX · 20173,371 okunma
İnatla devam ediyorum.
6/10
·500 syf.··
2026 144. kitabı
İlk kitaba kıyasla editöryal sorunlar azalmış olsa da tamamen düzelmiş değil. Hâlâ yazım, çeviri ve cümle hataları var ve bu hatalar okuma akışını bozuyor. İlk yaklaşık 200 sayfa boyunca dişe dokunur bir gelişme yok. Tempo sonlara doğru artıyor ama geç geliyor. Kitap beni çok sarmadı; yine de serinin potansiyeli nedeniyle devam ediyorum. En büyük sorun, vurucu olması gereken sahnelerin etkisiz kalması. Bazı önemli anlar sanki sadece bilgi verilmiş ve geçilmiş gibi. Duygusal yoğunluk oluşmuyor. Bunun büyük ölçüde çeviri kaynaklı olduğunu düşünüyorum; orijinal dilinde bu sahnelerin çok daha etkili olabileceği hissi var. Sonuç olarak: Karanlık Taç, hikâye açısından ilerleme sunsa da çeviri ve editöryal problemler nedeniyle duyguyu taşımakta vasat kalıyor. Potansiyel hâlâ orada, ama bu kitapta yeterince parlayamıyor.
Karanlık TaçSarah J. Maas · DEX · 20173,371 okunma