Hızın rüzgar gibi, yavaşlığın orman gibi olmalı. Ateş gibi saldırıp yağmalamalı, dağ gibi kıpırdamaz olmalı. Karanlıklar gibi bilinmez, hareketin yıldırımlar, şimşekler gibi olmalı.
Annemin sözleri kulağımda çınladı.
"Seninle gelemediğim için özür dilerim. Mutlu ol. Neredeysen, ne haldeysen bakma ardına. Duydun mu, Sez'im? Ben iyiyim. Onlar da iyiler. Düşünme sakın. Sen mutlu oluşuna bak, elinden tuttuğun insana bak."
Baktım o insana. Beni anlayana, bana can olana. Bana yeşil olan gözleriyle dikkatle bakıyor, anlamaya çalışıyordu. Çok güzeldi.
Karadeniz'in yağmura gebe toprağı, neşeli havası, insanı yaşatan orman kokusu gibi güzel. Sobanın üstündeki ekmek kokusu gibi, dedemin bana Seziş diye seslenmesi gibi, çocukluğumun elma şekeri gibi güzel. Abim ve annemle kek yapmaya çalışırken üstümüzü başımızı un yaptığımız, kahkahalar attığımız günlerde radyoda çalan o Karadeniz şarkısı gibi güzel. Oruç tutamayacak kadar küçükken fırından aldığım pideden ağzıma attığım parçanın bana verdiği mutluluk gibi güzel. Askerliğe başladığımda söylediğim marşlar, tuttuğum silahlar, yaşadığım başarılar kadar güzel.
"Anne, "demek istedim. "Baksana, mutluyken yaşadığım her şeyi bana geri hatırlatıyor. O değil mi anne mutlu oluşum? Ona bakıyor ve geçmişte beni yere düşüreni değil, yerde güldürenleri hatırlıyorum. Anne o benim elimden tutmuyor, yemin ederim sadece elimi tutmuyor. Çok derinde kalmış o kız çocuğuna el uzatıyor. Babamın kırdığı kaburgamı kaynatıyor, yanağımdaki tokadın izini okşuyor ve yüzümdeki yaşları siliyor. Anne, o çok güzel. "
Terör büyük bir zücaciye dükkanını dağıtmaya niyetli bir sineğe benzer. Sinek güçsüzdür, tek başına bir fincanı bile hareket ettiremez. Bu yüzden kendine bir boğa bulur, kulağına girer ve vızıldamaya başlar. Boğa korku ve öfkeyle çıldırıp dükkanı altüst eder. Geçtiğimiz on yılda Ortadoğu’nun başına gelen de bundan ibaret. Radikal İslamcıların Saddam Hüseyin’i alt etmesi mümkün değildi. 11 Eylül saldırılarıyla kışkırttıkları ABD, onların yerine Ortadoğu dükkanını yerle bir etti. Şimdi de enkazın içinden yeşeriyorlar. Bizi ortaçağ günlerine sürükleyip Orman Kanununu geri getirmek isteyen teröristler aslında bunu gerçekleştiremeyecek kadar zayıflar.
Nefret ederim, kendimi bile gütmekten!
Severim, orman ve deniz mahlukları gibi,
kendimi bir süre kaybetmeyi,
hoş yanılgılar içinde düşünmeye dalarak oturup durmayı,
Bugün gelen iki mektubun gibi kısa, neşeli ya da en azından doğalama olan mektupların neredeyse (neredeyse neredeyse neredeyse neredeyse) birer orman, elbisenin kollarındaki bir rüzgar ve Viyana manzarası. Seninle olmak ne güzel Milena!