İnsan kavmi hem insanlığın, hem de dünyamızın bir felaketi oldu. İnsan kavmi bu alışveriş işine başladıktan sonra insanlığından çıktı. Yeryüzünde her şeyi aldı sattı. Toprak aldı sattı, toprak topraklıktan çıktı. Su su olmaktan, orman orman olmaktan, gökyüzü gökyüzü olmaktan çıktı. Yakında ayı, yıldızları da alıp satacaklar ve yıldız yıldız olmaktan, ay ay olmaktan çıkacak.
Ve ben bir kristalim, onun içinde çözülüyorum. Beni sınırlandıran o parlatılmış taşların eriyerek uzaklaştığını hissediyorum. Kayboluyor, eriyorum onun kucağında. Gittikçe ufalıyorum. Aynı zamanda büyüyor, engine doğru genişliyorum. Çünkü o, kendisi değil, evren. Ve bir an için ben ve sandalye bir vücut haline geldik. Antik Ev’in girişinde gördüğümüz büyüleyici tebessümlü yaşlı kadın, Yeşil Duvar’ın gerisindeki vahşi orman, kara topraktaki gümüşi yıkıntılar ve uzaklarda, çok uzaklarda çarpan bir kapı; bütün bunlar benim içimde, benimle birlikteydiler, kalp atışımı dinliyor ve hızla akıp gidiyorlardı...
SEVİYORUM seni, sen yasaların en yumuşağı,
onunla boğuştuk ve sayesinde olgunlaştık;
sen o büyük hüzün, hiç bastırmadığımız,
sen o orman, içinden hiç çıkamadığımız,
sen o şarkı, her suskunluğumuzda mırıldandığımız,
sen o karanlık ağ,
saklanan kaçak duygularımızın takılıp kaldığı.