His
Kendinden üç adım ötedeki Dünyada her şey senden büyüktür...
Eteğimdeki taşların ağırlığını ilk fark ettiğimde korktum. Her biri bir kelime, her biri bir anı, her biri bir insan. Taşları dökebilmek, onları başkalarının ayağına dolamamak, işte bunu öğreniyorsun burada. Sırtına eklenen yüklerin hesabını tutmayı bırakıyorsun. Artık birinin seni dinlediğini biliyorsun. Anlattığın her şey, bir rüzgar gibi gelip geçerken o taşların ağırlığı hafifliyor. Bir yudum kahve daha... Dudaklarının arasından geçen o sıcacık an, seni bu yerin gerçekliğine çağırıyor. Dünyadan soyutlanmış bu köşede bir şeyler "insan" kalmış hala. Temiz eller, temiz kalpler ve temiz kapı önleri... Burada yükünle bir başına değilsin ama yükünü taşımayı da senden kimse istemez. Binlerce kilometre ötedeki huzursuzluklara burun bükme hakkın var burada, çünkü herkes kapısının önünü süpürmüş. Sen de kapının önü temizmiş gibi davranabilirsin. Farkında değilsin belki ama tokalaştığın kişilerden birisi ellerini temizledi, o yüzden istediğin taşı atabilirsin.
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Böcüzade Süleyman Sami; Abdülhamid dönemini, Meşrutiyet Dönemini, Dünya Savaşını, Milli Mücadeleyi ve Cumhuriyet Dönemini görüp geçirmiş biri olarak, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini anlayabilecek ideal bir ömür yaşamıştı. Uzun süre bürokraside görev aldı ve Meclis-i Mebusan’da İsparta vekilliği yaptı. Belediye başkanlığı sırasında İsparta’nın Sidre Dağında, çocuğu olmayan kadınlara ilaç satarak yolunu bulmaya çalışan sahte bir şeyhe rastlamış ve onun sınır dışına çıkarılmasını emrettiğinde şeyh kendisine, “Ben çıkacağım fakat bu memleket de batacak,” demişti. O dönemde, sahte şeyh ve hocaların toplum üzerindeki etkisi büyüktü. Toplum yeterli dini eğitim alamadığı için bu tip sözde şeyhlerin söylediği her şeyi din sanıyor ve karşı çıkmıyordu. Bu durumun farkında olan din tüccarları, halkın dini duygularını istismar ederek çıkar sağlamak için türlü hurafeler uyduruyordu. Ülkenin geri kalmasının en önemli nedenlerinden biri işte bu din tüccarlarıydı. Böcüzade’nin anlattıklarına göre; Abdülaziz döneminde ıslahat yapılması gündeme geldiğinde hoca kılıklıların baskısı baş göstermiş, bu kimseler din kitabından başka fen ve sanat kitapları okumanın ve Avrupa usullerine uymanın kâfirlik olduğunu öne sürmüştü. Böcüzade’ye göre bu kimseler namaz, oruç, zekât ve hacdan başka şeye önem vermiyordu. Öte yandan ekonomi de bitik durumdaydı. Avrupahlar kapitülasyonlar sayesinde en yakın limanlardan Anadolu içlerine kadar yayılıp ucuz mal satmaya başlamış, yerli sanatlar ve el işleri eski canlılığını kaybedip mahvolmaya yüz tutmuştu. Abdülhamid döneminde ekonomi o kadar kötü duruma düşmüştü ki, halk bir şey demeye de bir hak istemeye de cüret edemez olmuştu. Hükümet ne isterse, sormaksızın vermek zorunda kalıyordu. Böcüzade o günleri, “Halk, çoluk çocuk aç kalsa da ölmeyecek kadar
Kararımı o belirledi, kesinledi: ölmek istiyorum! Dün nasıl kendimi senden kopardım, duyularımın ürkünç infialiyle, nasıl bütün bunlar kalbime üşüştü ve senin yanında ümitsiz, sevinçsiz varlığım, ürpertici bir soğuklukla beni kıskıvrak sardı - odama zor ulaştım, kendimden geçmiş dizlerimin üstüne düştüm, ve ey Tanrım! en acı gözyaşlarının en son tesellisini bana bağışladın! Ruhumda bin darbe, bin manzara kudurdu, nihayet orada duruyordu işte, kesin, tam, en son, tek düşünce: ölmek istiyorum! - Çaresizlik değil bu, içimde büyüttüğüm kesin kararlılık ve senin için canımı vermek. Evet, Lotte! bunu niçin senden saklayayım? Üçümüzden biri çekip öte yana gitmeli, o da ben olmak istiyorum! Oh, benim en kıymetlim! bu parçalanmış kalpte kudurgan sürünüp durdu, sık sık - kocanı öldürme düşüncesi! - seni! - beni! - Böyle işte! - Dağa tırmanırsan, güzel bir yaz akşamında, o zaman beni, sık sık vadiden yukarıya gelişimi, anımsa, sonra kilise avlusuna, ötedeki mezarıma, batan güneşin ışığında yüksek otların salınışına bak - başlarken sakindim; şimdi, şimdi çevremde her şey öylesine yaşam dolu olduğu için, bir çocuk gibi ağlıyorum
Sayfa 93·Kitabı okudu
Edebiyat
Evet, Lotte! bunu niçin senden saklayayım? Üçümüzden biri çekip öte yana gitmeli, o da ben olmak istiyorum! Oh, benim en kıymetlim! bu parçalanmış kalpte kudurgan sürünüp durdu, sık sık - kocanı öldürme düşüncesi! - seni! - beni! - Böyle işte! - Dağa tırmanırsan, güzel bir yaz akşamında, o zaman beni, sık sık vadiden yukarıya gelişimi, anımsa, sonra kilise avlusuna, ötedeki mezarıma, batan güneşin ışığında yüksek otların salınışına bak - başlarken sakindim; şimdi, şimdi çevremde her şey öylesine yaşam dolu olduğu için, bir çocuk gibi ağlıyorum. -
Karar verilmiştir, Lotte, ölmek istiyorum, bunu sana romantik bir abartma olmaksızın yazıyorum, sükûnet içinde, seni son defa göreceğim günün sabahında. Sen bunu okurken, en kıymetlim, yaşamının son anlarında seninle sohbetten daha büyük bir tatlılık bilmeyen huzursuzun, bahtsızın katılaşan artıklarını soğuk mezar örtmüş olacak. Korkunç bir gece geçirdim ve ah!şefkatli bir gece. Kararımı o belirledi, kesinledi: ölmek istiyorum! Dün nasıl kendimi senden kopardım, duyularımın ürkünç infialiyle, nasıl bütün bunlar kalbime üşüştü ve senin yanında ümitsiz, sevinçsiz varlığım, ürpertici bir soğuklukla beni kıskıvrak sardı - odama zor ulaştım, kendimden geçmiş dizlerimin üstüne düştüm, ve ey Tanrım! en acı gözyaşlarının en son tesellisini bana bağışladın! Ruhumda bin darbe, bin manzara kudurdu, nihayet orada duruyordu işte, kesin, tam, en son, tek düşünce: ölmek istiyorum! - Çaresizlik değil bu, içimde büyüttüğüm kesin kararlılık ve senin için canımı vermek. Evet, Lotte! bunu niçin senden saklayayım? Üçümüzden biri çekip öte yana gitmeli, o da ben olmak istiyorum! Oh, benim en kıymetlim! bu parçalanmış kalpte kudurgan sürünüp durdu, sık sık - kocanı öldürme düşüncesi! - seni! - beni! - Böyle işte! - Dağa tırmanırsan, güzel bir yaz akşamında, o zaman beni, sık sık vadiden yukarıya gelişimi, anımsa, sonra kilise avlusuna, ötedeki mezarıma, batan güneşin ışığında yüksek otların salınışına bak - başlarken sakindim; şimdi, şimdi çevremde her şey öylesine yaşam dolu olduğu için, bir çocuk gibi ağlıyorum.
Edebiyat