• Batı kültürünün kendisinden çok simgelerinin ve törenlerinin taklit edildiği ve geleneksel kültürün aşağı kültür diye hor görüldüğü bu alem bütün kültürlere düşmanca bir tutum takındığı için taşralılığın bütün görüntüleriyle yeşermesine ortam oluşturdu.
  • Başkalarının söylediklerini değil, kendi hikayemizi söyledikçe özgürleşiriz.
  • Ah, keşke şair olsaydım! - ama Homeros ya da Puşkin ayarında bir şair; onlar kadar yetenekli olmayan bir şair bu işin üstesinden gelemez - ey okuyucu, eğer bu kadar yetenekli olsaydım parlak renkler ve büyük bir fırçayla bu baloyu resmederdim!
  • Her renge boyan da renk verme.
    Şeyh Galip
  • PİYANGOCU
    Son elli yılda İstanbul sokaklarının simitçiler kadar vazgeçilmez kahramanıdır. Şehrin her kalabalık köşesinde, her meydanında onlara rastlarsınız. Piyango gibi dinin hoş görmeyeceği bir talih ve kumar oyununu devletin kimliğiyle kabul edilir kılmak ve hile ve hurda ile kaynaşan toplumda vatandaşa bir devlet güvencesi vermek için Milli Piyango İdaresi on binlerce bayiine Türkiye'de yalnızca subayların ve yüksek rütbeli polislerin taktığı kasketlerden vermiştir. Bakana bir an bir askerle karşı karşıya olduğu izlenimi veren Milli Piyangocular ordusunun neferleri, bir asker gibi kararlı, disiplinli bir şekilde yürümezler; tam tersi dalgın dalgın, amaçsızca, ne yaptığını bilmeden yürürler. En hülyalı satıcı Milli Piyangocudur. Malını en yüksek ikramiyeyi duyurarak satar; '' Milli Piyango, bir trilyon! '' Türk toplumun da devlet ile hayal gücünün buluştuğu tek yer Milli Piyangocu'dur ve seçsinler diye bilet destelerini uzatırken bayiler özene bezene desteden bilet seçen vatandaşların yüzünde beliren çeşit çeşit umut ifadesini seyrederek bunun tadını çıkarırlar.

    Öteki Renkler/ Orhan PAMUK/ Sayfa 304
  • 303 syf.
    ·16 günde·9/10
    Sisifos Söyleni ve Yabancı ile birlikte Veba, Camus'nün absürt(uyumsuz,saçma) felsefesini anlattığı başyapıtlarından biridir. Ancak Veba, ikisinden de farklıdır. Ne Sisifos Söyleni kadar felsefi bir deneme ne de Yabancı kadar bireysel bir romandır. Absürt kavramı romanın her yerindedir ancak Sisifos Söyleni'ndeki kadar kanıtlanmaya veya açıklanmaya çalışılmaz ve Yabancı'daki Meursault'un yabancılığı bir insandan çıkıp bütün bir şehre yayılır.

    Ve Camus bizi yine aynı yola sokar. Oran Şehri ile bizi hayatın anlamını sorgulamaya itmiş, alışkanlıklarımızı kırarak huzurumuzu yerle bir etmiş ve din, dostluk, sevgi ile birlikte birkaç kavramı daha farklı bir gözle incelemiş. Roman bittikten sonra siz de bir vebalı olacaksınız, uyumsuz mu demeliydim yoksa?

    Şu gerçekle başlayalım romana: Bir şeyler yıkılmadan önce bir şeyler yapılmış olmalıdır. Camus şehrin yapılmışlığını şöyle ifade ediyor:

    '' Burada yaşayanlar çok çalışırlar ancak hep zengin olmak amacıyla değil. Özellikle ticarete ilgi duyarlar ve onların deyişiyle, önce iş yapmakla ilgilenirler. Doğal olarak basit keyiflerden de zevk alırlar; kadınlardan, sinemadan ve deniz banyolarından hoşlanırlar. Ancak çok mantıklı olarak, bu zevkleri cumartesi akşamları ve pazar günlerine saklarlar çünkü haftanın tüm öteki günlerinde çok para kazanmaya çalışırlar.''
    ''Altı çizilmesi gereken, kentin ve yaşamın sıradan görünümüdür. İnsan, alışkanlıklarını edindikten sonra günlerini kolay geçirir. Kentimiz tam da alışkanlıklar için uygun bir yer olduğuna göre burada bundan iyisi can sağlığı denebilir.''

    Günümüzle kıyaslamak bir yana şehir tamamıyla sıradan ve alışkanlıklara boğulmuş bir şehirdir. Kitabın diğer kısımlarıyla birlikte şehrin tekdüzeliği göze fazlasıyla çarpar.

    Camus bu şehrin tekdüzeliğini bir veba salgınıyla bozmaya başlar. Burada şunu belirtmeliyim ki veba kitapta sadece bir hastalık değildir. Kitapta anlamını aşarak ölüm kavramına dönüşür. Ölüm karşısındaki parçalanma şöyle başlar:

    ''16 Nisan sabahı Doktor Bernard Rieux, muayenehanesinden çıktı ve sahanlığın ortasında ölü bir fareyle karşılaştı.''

    Bu artış şu şekilde devam eder:

    ''Ertesi gün, 17 Nisan, saat sekizde kapıcı geçerken doktoru durdurdu ve bütün suçu, koridorun ortasına üç ölü fare koyarak bu soğuk şakayı yapanlara yüklendi.''
    ''Ancak ertesi sabah, 18 Nisan'da, annesini gardan getiren doktor, Mösyö Michel'i daha çökmüş bir suratla buldu. Mahzenden tavan arasına on kadar fare merdivenlerde yatıyordu.''

    Sayfa 233'e geldiğimizde manzara şudur:

    ''Şurası gerçek, ölü sayısı her geçen gün bir artış göstermiyordu. Ama vebanın son derece rahat bir biçimde doruk noktaya yerleştiği ve günlük cinayetlerine iyi bir memura yakışacak bir düzenlilik ve güvenilirlik kazandırdığı düşünülebilirdi.''

    Camus işte bizi tam bu noktada yakalar. Bize şu soruları sorar: Ölümü hatırladıktan sonra hayatınızın anlamı hakkında ne düşüneceksiniz? Ölümü hatırladıktan sonra yaşama dair umut besleyecek misiniz? Ölümü hatırladıktan sonra hayatınızı nasıl yaşayacaksınız? Sevgiye, mutluluğa, dine, dostluklarınıza, ailenize kısaca soyut ve somut şeylere nasıl bir gözle bakacaksınız? Bu soruları ana karakterler üzerinden yanıtlar. Daha iyi anlamak için karakterlere göz atalım.

    Doktor Bernard Rieux: Bir doktor olduğu için fazlasıyla ölüm görmüştür. Bunun sonucunda artık ölümün kendisiyle doğrudan ilgilenmeyi bırakmış ve dolaylı olarak ilgilenmeye başlamıştır. O ölüme çözüm arayan biri haline gelmiştir.

    Tarrou: Karakter olarak ölümü yakından tanıyan biridir ve o da Rieux gibi artık ölümle doğrudan değil dolaylı olarak uğraşır. Ancak o ölüme çözümü ters taraftan arar, doğrudan ölümün olmamasını ister.

    Grand: Ölümü vebayla birlikte fark eder. Amacı bir kitap yazmaktır. Ancak kitabın sonunda öğreniriz ki sadece bir cümlesini yazabilmiştir. Aynı cümleyi sayfalarca yazmıştır. O bu cümlenin bağımlısıdır. Bu cümleyi kusursuz yapmak için her şeyini vermiştir. O ölümün içinde sınırları içindedir ve kendisini bir şeye adayarak ölümü çözmeye çalışır.

    Rambert: Kendisi bir gazetecidir. Kentten kaçmayı ister ve bunun nedenini aşık olduğu kadına ulaşmak olarak belirtir. O da Grand gibi ölümün sınırları içerisindedir. Ancak ölüme çözümünü ölümün dışındaki bir şeye bağlanarak oluşturur.

    Cottard: Cottard zaten ölecek biridir. Hatta kitabın başlarında kendini astığını öğreniriz. Ancak ipten kurtarılır ve devlet sınırları içerisinde bu amirliklere bildirilmesi gereken bir durumdur. Cottard kendi mevkisini, itibarını kaybetmek istemediği için ölünecekse hep birlikte ölürüz mantığıyla hareket eder. Vebanın tüm şehirde olmasından keyif alır. Ölüme çözümünü birlikte ölmek olarak verir.

    Rahip Paneloux: Kendisi bir din adamıdır ve kendisini tanrıya adamıştır. Ölüme bakışı farklı bir açıdandır. Ölümün getirdiği acıları tanrıya yakınlaşmak olarak ifade eder. Bundan şikayetçi olunmaması gerektiğini vurgular. Ölüme çözümünü ölümle bütün olmak olarak verir.

    Camus karakterlerle birlikte yukarıda verilen soruların hepsini cevaplar. Ve aslında bu cevap Sisifos Söyleni'nin romanlaştırılmış halidir. İnsan, geri düşeceğini bile bile kayayı yukarıya çıkarmakla lanetlenmiş Sisifos'tur. Veba'da da durum aynıdır ancak kelimeler farklıdır. İnsan, çözüleceğinden emin olmadığı bir hastalığa karşı savaşmakla yükümlüdür. Durum bu kadar umutsuzdur. Ancak burada Camus'nün şu sözleri akla getirilmelidir:

    ''Sisifos mutlu hayal edilmelidir.''

    Camus, bununla bir paralellik oluşturarak bize bu mutluluğu Veba'da bir dayanışma olarak verir. Kitabın sonuna kadar ana karakterlerin hepsi hayatı farklı görmesine rağmen ölüme karşı bir dayanışma içerisindedir. Ve bu tutum arka kapakta yazanları doğrular niteliktedir.

    ''Bu şiirde renkler alabildiğine koyu ancak yazarın sesi o denli umut doludur.''

    Kitabın sonunda Camus'nün felsefesine dair çok güzel bir ayrıntı buluyoruz. Anlatıcının Doktor Rieux olduğunu öğreniyoruz ve bunu güzel yapan kısım Rieux'nün kitap boyunca kendinden ayrı biriymiş gibi bahsetmesi. ''Ben, kendimin yabancısıyım.'' diye bağıran birinin kendini üçüncü tekil şahıstan anlatması kuşkusuz çok güzel.

    Aldığım notlardaki birçok yeri atlamama rağmen kendi açımdan yeterli bir inceleme yaptığımı düşünüyorum ve şunu yazarak incelememi bitiriyorum:

    ''Yabancı'' bir depresyonsa, ''Veba'' bu depresyona karşı alınabilecek en iyi antidepresandır.