Puan vermedi·320 syf.··
2026 33. kitabı
Eden Fox, ressamlık kariyerinde önemli bir dönemece yaklaşırken eşi Harrison ile birlikte İngiltere’nin sahil kasabalarından birinde yeni bir hayata başlamıştır. Bir gün akşam koşusundan döndüğünde ise hayatı altüst olur: Evinin kapısı açılmaz, anahtarı işe yaramaz. Zili çaldığında kapıyı açan kadın kendi kıyafetlerini, yüzüğünü ve hatta kendi kimliğini taşımaktadır. Daha da kötüsü, Harrison bu yabancı kadının gerçek eşi olduğunu söyler. Öte yandan hikâye, Birdy adında gizemli bir kadının anlatımıyla iç içe ilerler. Birdy’nin geçmişinde çözülmemiş sırlar, aile bağları ve ölüm fikriyle ilgili rahatsız edici durumlar vardır. Zaman ilerledikçe iki kadının hikâyeleri kesişmeye başlar. Karakterler, geçmiş olaylar ve farklı bakış açıları devreye girdikçe dikkati artırmak gerekiyor. Çünkü bir noktada olaylar içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Finali gereksiz katmanlı ve akla pek yatkın değil. Kitaba yılın en kusursuz psikolojik gerilimi beklentisiyle başlarsanız hayal kırıklığına uğramanız kaçınılmaz. Sayfaları hızla çevirip kafanızı dağıtacağınız, bol şüphe, bol sır içeren, sürükleyici bir gizem kitabı arayışındaysanız keyif alabilme ihtimaliniz yüksek. Feeney’le öldürmez-güldürmez ilişkimiz hız kesmeden devam ediyor. Kitaba dönelim; kaostan beslenen biri olarak, seviyorum ben böyle antun kuntin kaotik kurguları, yapacak bir şey yok. Ancak benim keyif almam, şiddetle tavsiye edeceğim anlamına gelmez. Yadsınamaz bir gerçek var; mantığın bittiği noktada devreye Alice Feeney girer. Yazarın diğer kitaplarından alışkın olduğumuz genel tavrı da bu; bir noktada şalteri indirir ve çözüme bodoslama dalar. Haliyle beyinler yanar. Yani beklentinizi yazarın potansiyeline göre ayarlamanızda fayda var. Zira ummadığınız taş itinayla başınıza çorap örebilir. Benden söylemesi..
Kocamın KarısıAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 202635 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:49
Othello insan kalbinin en güzel köşesine oturan eserlerden biri oldu benim için özellikle son bölümlerde olayların geri döndürülemez bir noktaya ulaşması ve masumiyetin sevginin ve güvenin bir yalan yüzünden yok olması çok sarsıcıydı. Benim en çok üzüldüğüm nokta Othello'nun kötü bir insan olmamasıydı. Kıskançlık ve kuşku zihnini öyle yerleşiyor ki sevdiği kadını dinlemek yerine yalanlara inanıyor ve işin en acı yönü gerçeği öğrendiğinde artık her şey için çok geç olur. Desdemonanayada ayrı çok üzüldüm son anına kadar othelloya karşı sevgisini sadakatini hiç yitirmiyor. Onun çaresizliği kitabın en yürek burkan yanlarından biri oldu bence. Desdemonananin son anları çok acıydı asıl beni yaralayan nokta othello'nun gerçeği öğrendiği andır. Çünkü o anda sadece eşini değil kendi hayatını onurunu ve mutluluğunu da kendi elleriyle yok ettigini fark ediyor okur olarak bizler gerçeği bildiğimiz için onun felakete adım adım yürüdüğünü görmek kahredici bir durumdu. Emilia doğruları söylemek uğruna hayatını riske atıyor özellikle kocasının suçunu öğrendiğinde sessiz kalmaması çok etkileyiciydi desdemona'ya olan bağlılığı ve vicdanı gerçekten takdir ederdi. Lago ise kılıçlarla değilde sözleriyle onca hayatı bitirdiğini görmek çok büyük bir yıkım ve sarsıcıydı bir insana olan nefret yüzünden bu kadar şeye insan kalkışır mı diye düşünüyorum demek ki oluyormuş hayatta böyle şeyler othello'yada çok kızıyorum karısına güvenmeyip onun namuslu yaverim dediği lagonun laflaryla hareket ediyor ve sonucun neler olacagini hiç düşünmeden inaniyor yaverine ama sevgi bu değil aşk başta güvenmeyi öğretir bize ders çıkarılmasi gereken bir baş yapıt okunup üzerinde saatlerce belkide günlerce düşünülmesi gereken bir kitap Gözyaşlarıma hakim olamadım bir türlü ve hıçkıra hıçkıra ağladığım bir
OthelloWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,8bin okunma
Reklam
Çıban
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazılarıysa insanın zihninde uzun süre kapanmayan bir kapı aralar. Çıban ikinci türden bir roman. İlk bakışta teknoloji, yapay zekâ ve geleceğe dair bir kurgu okuyacağınızı düşündürüyor; fakat sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir mesele olduğunu fark ediyorsunuz. Romanın merkezinde aslında teknoloji değil; insanın sınır tanımayan kontrol arzusu, güce duyduğu açlık ve kendi karanlığıyla kurduğu ilişki yer alıyor. Birbirinden bağımsız görünen karakterler zamanla aynı yapının içinde birleşiyor ve her biri büyük resmin başka bir yüzünü gösteriyor. Serdar; başarıyı kusursuzlukla karıştıran, aklıyla yükselirken kendi iç dünyasına yabancılaşan bir karakter. Kurduğu düzenin hâkimi olduğunu sanırken, fark etmeden kendi zihninin labirentine sürükleniyor. Ezgi umut ve vicdanın temsilini taşırken, Deniz’in yükselme tutkusu insanın doyumsuz tarafını görünür kılıyor. Ayruk ise sistemle savaşırken kendi sınırlarını zorlayan bir adalet arayışını temsil ediyor. Ve sonra Bekir Amca çıkıyor karşımıza; sıradan görünen ama hikâyenin yönünü değiştiren o kırılma noktası gibi… Romanın güçlü taraflarından biri karakterlerini yargılamaması. Burada kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu değil. Herkes kendi yarasının, kendi geçmişinin ve kendi gerekçelerinin içinde var oluyor. Bu yüzden okur karakterlerle her zaman aynı fikirde olmasa bile onları anlamaya başlıyor. Teknolojik gelişmenin özgürlük getirdiği düşüncesinin tersine, romanda ilerleme arttıkça baskı da büyüyor. Bilgi çoğaldıkça huzur değil; şüphe, yalnızlık ve çözülme hissi derinleşiyor. Hikâye bu yönüyle yalnızca bilim kurgu değil; psikolojik gerilim, toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamaları aynı zeminde buluşturuyor. Özellikle geçmiş medeniyetlere uzanan detaylar ve sistem eleştirisi,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202676 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2023 105. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2023 06:32
‎​Horace Walpole’un 1764 yılında kaleme aldığı Otranto Şatosu, sadece gotik edebiyatın değil, aslında modern korku türünün de atasıdır. Bir şatonun taş duvarları arasına sıkışmış bu anlatı, insanoğlunun en ilkel korkularını –ölüm, lanetler ve kaçınılmaz kader– bir senfoni gibi işler. ‎ ‎Walpole’un dünyasında insan, kendi kaderinin rehinesi gibidir. Romanın satır aralarında gezinirken, karakterlerin içsel çöküşüne şahit oluruz. “Kötü bir dünya burası; onu pişmanlıkla terk etmemi gerektiren bir şey yok” cümlesi, Gotik edebiyatın o meşhur melankolisini özetler. Walpole, yaşamı bir sürgün gibi sunarken, karakterlerini bu sürgünde kendi gölgeleriyle yüzleştirir. Gotik kurgu, çoğu zaman içsel bir boğulmayı anlatır ancak bu boğulma dışarıdan izlendiğinde bambaşka bir hakikate bürünür: “Bazen bir seyirci, oyunculardan daha iyi görebilir oyunu.” Bu alıntı, romandaki trajedinin sadece karakterlerin suçu olmadığını, aslında bir "kurgu" içinde piyon gibi hareket ettiklerini hatırlatır. Okuyucu olarak bizler de o şatodaki hayaletleri ve gizli geçitleri izleyen, ancak olan bitene müdahale edemeyen o "seyirci"yiz. ‎ ‎Gotik edebiyat, doğaüstü olanın rasyonel olanı bozguna uğratmasıdır. Walpole bunu öyle keskin bir noktaya taşır ki; “Doğa sesini yitirdiği anda, kahramanlar da aklını yitirmiş olur.” Doğanın (mantığın) sustuğu yerde, korku ve delilik başlar. Şatoda yankılanan her ayak sesi, aslında aklın yavaş yavaş terk ettiği bir zihnin çığlığı gibidir. Gotik edebiyatın en temel karakteri, aslında bu şatonun kendisidir. Walpole, Otranto Şatosu’nu sadece bir olay örgüsü mekanı olarak değil, yaşayan, nefes alan ve içine girenlerin zihnini büken bir varlık olarak kurgular. Taş duvarlar, gizli geçitler ve karanlık dehlizler, insanın bastırılmış korkularının dışavurumudur. Şatonun mimarisi,
Edebiyat
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20172,616 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 29. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Romanın merkezinde sekiz yaşındaki Rhoda Penmark var. Dışarıdan bakıldığında kusursuz, uslu ve sevimli bir çocuk gibi görünüyor. Ancak annesi Christine zamanla kızının çevresindeki bazı ölümler ve kazalar arasında rahatsız edici bağlantılar fark etmeye başlıyor. Kitap ilerledikçe okur şu soruyla yüzleşiyor: İnsan doğuştan mı kötüdür, yoksa sonradan mı kötü olur? Romanın en güçlü tarafı karakterleri. Rhoda ve Christine bana göre olması gerektiği gibi yazılmış karakterlerdi. Özellikle Christine’in yaşadığı korku, şüphe ve çaresizlik romanın psikolojik gerilimini taşıyan temel unsur. Kitap boyunca yalnızca Rhoda’nın ne yapacağını değil, bir annenin çocuğuna dair korkunç bir gerçekle yüzleşme ihtimalini de takip ediyoruz. Kötülüğün doğuştan geldiği tezi romanın merkezinde yer alsa da William March’ın bu fikri güçlü bir şekilde temellendirebildiğini düşünmüyorum. Buna rağmen kitap ilgisini kaybetmiyor çünkü asıl etkisini tezinden değil, yarattığı huzursuzluk hissinden alıyor. Rhoda’nın sakin ve kusursuz görünen tavırlarıyla işlediği eylemler arasındaki çatışma romanın en rahatsız edici tarafını oluşturuyor. Kötü Tohum benim için kusursuz bir roman olmadı. Yine de güçlü karakterleri, gerilim duygusunu başarıyla kurması ve dönemine göre cesur sayılabilecek soruları nedeniyle okumaya değer bir eser olarak aklımda kaldı.
Kötü TohumWilliam March · Tersine Kitap · 2026112 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Reklam
Reklam