pulitzer ödüllü 1979 tarihli bir tuğla. hem içeriğiyle hem yapısıyla postmodern bir düşünce katedralidir ve disiplinlerarası bir incelemedir.
metni anlamak, yalnızca içerdiği konuları değil, yapısal kurgusunu da anlamayı gerektirir. eser biçimsel mantık, bilişsel bilim, müzik teorisi ve görsel sanatları möbius şeridine benzer bir yapıyla iç içe geçirir. temel örgüsü, kendine gönderim* ve sonsuz döngü kavramları etrafında kurulur. düz bir çizgide ilerliyor gibi görünse de, okuru kendi üzerine katlanan düşünsel bir spiral içine çeker. bu anlamda, yapı bakımından hem bir mise en abyme örneği, hem de bir ouroboros yılanıdır.
hofstadter kitabın temel mantıksal zeminini, kurt gödel’in eksiklik teoremi üzerine inşa eder. bu teorem, herhangi bir yeterince güçlü biçimsel sistemin, içinde ispatlanamayacak ama doğru olan önermeler barındırmak zorunda olduğunu söyler ki, kitabın ana damarlarından biri de budur: her sistem, kendini ifade etmeye çalıştığında kendi sınırlarına çarpar. hofstadter bu kavramı yalnızca matematikte değil; esere adını veren diğer kişilerden escher’in görsel paradokslarında ve bach’ın müzikal füg yapılarında da izler. tüm bu disiplinler, kendi üzerine dönen, kapalı ama canlı sistemler olarak kendine gönderimsel döngülerle örülüdür.
kitabın yapısal özgünlüğünün en belirgin unsurlarından biri her bölüme yerleştirilen alegorik diyaloglardır. achilles, zeno, yengeç ve kaplumbağa gibi karakterlerin felsefi oyunlar içinde yürüttüğü bu diyaloglar, bach’ın müziğindeki füg yapısına anıştırmalardır aslında. tıpkı bir fügdeki tema varyasyonları gibi, bu konuşmalar da kitabın kavramlarını dramatik ve eğlenceli biçimde yeniden işler. kitap bu yönüyle yazınsal bir metin olarak da çok katmanlıdır. diyaloglar birer metakurgu örneğidir çünkü kitap, okuyucuya kendisi