8/10
·416 syf.·
2026 106. kitabı
Dolanıklık, iki veya daha fazla parçacığın, aralarındaki mesafe ne olursa olsun birbirlerinin kuantum durumlarından anında etkilendiği, klasik fizikte karşılığı olmayan bir kuantum mekaniği olgusudur. Özetle; dolanıklık, atom altı parçacıkların kaderlerinin ortak olması ve birbirlerinden haberdar gibi davranmalarıdır. Bu olgu, parçacıkların tekil olarak değil, tek bir sistem olarak tanımlanabileceğini gösterir. Tanım aslında atomaltı parçacıklarının keşfinden sonra yapılmış ve fakat bizden eski bir olgudur. Işık hızı limitini yıkıp yerle yeksan eden büyük muammalardan biridir. Tıpkı hayatlarımızın bir sürü şeyle dolanık olması gibi. Bizde insan kavramı içine koyduğumuz tüm olgularla dolanık haldeyiz. Kültür dediğimiz şeyle, tarih dediğimiz şeyle, sosyal hayat dediğimiz şeyle,ahlak dediğimiz şeyle. Garip bir fenomen olarak varız bu dünyada. Varlığımız bir maddi gerçeklik ve fakat ‘yaşam’ tamamen bir etkileşimli ilişkiler kümesi. Yaşamı biz bizi yaşam biçimlendiriyor. Kuyruğunu yiyen Ouroboros gibiyiz. Toplumla ilişkimiz bu şekilde. Roman bir imparatorluğun son dönemleri anlatıyor. Avusturya-Macaristan imparatorluğunun son dönemleri. Savaşlar yıkımlar devrini tamamlamış bürokrasi ve sınıfsal ayrımlar. Bir ailenin üç kuşağı üzerinden bir toplumun değişen tarih ve şartlar karşısında etkilenen ‘yaşam’larını anlatıyor. Klasik bir roman kurgusu içinde. Karakterlerini sağlam bir zemine yaydığı için herbir karakterin yaşamış olduğundan en ufak şüphe duymuyorsunuz. Tüm söylenen söylenmeyen kurallar karakterleri etkilerken etkinin farklı sonuçlarını okuyorsunuz. ‘Yaşam’ içinde savrulan insan hayatlarının bulundukları coğrafi şartlar içinde kavrulduğunu ham’ken piştiğini ve yandıklarını görüyorsunyz. Elbette coğrafi şartların zamansal değişimini etkileyen karakterin varlığını
Radetzky MarşıJoseph Roth · Can Yayınları · 2024134 okunma
7/10
·352 syf.··
2026 27. kitabı
İlk olarak bu kitabın en büyük özelliği, kitabın içinde hiç "e" harfinin olmaması. Öyle kelimelerden "e" harfinin çıkarılarak yazılmasından bahsetmiyorum, içinde "e" harfi geçen hiçbir kelime kullanılmamış. Bunun sebebi, yazar 2.Dünya Savaşında anne ve babasının kayboluşuna tanık olarak yaşamış, bu boşluğu da bir harfi ortadan kaldırarak yansıtmak istemiş. Çeviren kişi de bu kitabı aynı şekilde hiç "e" harfi kullanmadan çevirmiş ki bence koca bir alkışı hak ediyor kendisi. Ben de incelememde hiç "e" harfini kullanmadan yazabilmek isterdim ama uğraşmak istemedim sanırım. Bu arada yazarın kendi isminde o kullanmadığı "e" harfinden bolca var; sanırım işin ironisi de burada. Kitabın konusuna gelecek olursak, yazar, ortadan bir bir kaybolan kişileri ve bu kişilerin birbirleriyle olan bağlantılarını bir soğanın katmanlarını tek tek açar gibi okuyucuya aktarmış. Anlatım için kötü diyemem ama iyi de diyemem. Ben de beğendim mi beğenmedim mi çok arada kaldım. Okumak isterseniz bir şey kaybetmezsiniz.
KayboluşGeorges Perec · Ayrıntı Yayınları · 20181,319 okunma
Reklam
Ouroboros ⥀
8/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 22:21
Okumak isteyenlere en başta şunu söylemem gerekir: Bu eseri, Dark dizinin konusunu anlatan bir kitap sanarak aldıysanız sizi hayal kırıklığı bekliyor. Olağanüstü bir olay örgüsü sunmasa da, dizinin popülerliğinden yararlanarak yazılmış, mitolojik öğelerle bezeli ve kendini okutan bir eser olduğunu söyleyebilirim. Metnin kendisinden mi yoksa çeviriden mi kaynaklandığını tam kestiremesem de, Türk mitolojisindeki Öte Han’a yapılan göndermelerle zaman tanrılarına ve mitlerine doyuyor; saatin ilk evrelerinden son aşamalarına kadar zamanı ölçmeye yarayan bu aletler ile "Zaman Yolculuk" temasını konu edinen bir hikaye örgüsü olduğunu görüyoruz. Dizide “kızı annesi, annesi kızı olan” Charlotte karakterini ile adaş karakterimiz, kimi bölümlerde tekrarlayan görevlerle bir bilgisayar oyunu havasına bürünse de, ben keyifle okudum. Zamanda Yolculuk H.G. Tannhaus
1000Kitap
Zamanda YolculukH.G. Tannhaus · Theseus Kitabevi · 2020790 okunma
Puan vermedi·777 syf.··
2026 7. kitabı
pulitzer ödüllü 1979 tarihli bir tuğla. hem içeriğiyle hem yapısıyla postmodern bir düşünce katedralidir ve disiplinlerarası bir incelemedir. metni anlamak, yalnızca içerdiği konuları değil, yapısal kurgusunu da anlamayı gerektirir. eser biçimsel mantık, bilişsel bilim, müzik teorisi ve görsel sanatları möbius şeridine benzer bir yapıyla iç içe geçirir. temel örgüsü, kendine gönderim* ve sonsuz döngü kavramları etrafında kurulur. düz bir çizgide ilerliyor gibi görünse de, okuru kendi üzerine katlanan düşünsel bir spiral içine çeker. bu anlamda, yapı bakımından hem bir mise en abyme örneği, hem de bir ouroboros yılanıdır. hofstadter kitabın temel mantıksal zeminini, kurt gödel’in eksiklik teoremi üzerine inşa eder. bu teorem, herhangi bir yeterince güçlü biçimsel sistemin, içinde ispatlanamayacak ama doğru olan önermeler barındırmak zorunda olduğunu söyler ki, kitabın ana damarlarından biri de budur: her sistem, kendini ifade etmeye çalıştığında kendi sınırlarına çarpar. hofstadter bu kavramı yalnızca matematikte değil; esere adını veren diğer kişilerden escher’in görsel paradokslarında ve bach’ın müzikal füg yapılarında da izler. tüm bu disiplinler, kendi üzerine dönen, kapalı ama canlı sistemler olarak kendine gönderimsel döngülerle örülüdür. kitabın yapısal özgünlüğünün en belirgin unsurlarından biri her bölüme yerleştirilen alegorik diyaloglardır. achilles, zeno, yengeç ve kaplumbağa gibi karakterlerin felsefi oyunlar içinde yürüttüğü bu diyaloglar, bach’ın müziğindeki füg yapısına anıştırmalardır aslında. tıpkı bir fügdeki tema varyasyonları gibi, bu konuşmalar da kitabın kavramlarını dramatik ve eğlenceli biçimde yeniden işler. kitap bu yönüyle yazınsal bir metin olarak da çok katmanlıdır. diyaloglar birer metakurgu örneğidir çünkü kitap, okuyucuya kendisi
Gödel, Escher, Bach: an Eternal Golden BraidDouglas R. Hofstadter · Basic Books · 199950 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2021 48. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2021 00:00
Literatüre ve kalbimize iz bırakan fikir insanlarının çoğu için çektikleri acılardan düşünce üretmiş ya da fikir üretirlerken acı çekmişlerdir diyebiliriz. Bir nevi yeniden doğuşu, sonsuz döngüyü simgeleyen kuyruğunu yutmuş yılan #ouroboros misali ... Cioran’ın gerek kişiliği gerek metni hasebiyle “çekilen acı -fikir” döngüsünden mütevellit benzettiğim Ouroboros ile başka bir ortak yönü daha var. Metninde üzerinde durduğu konuları, hem Druidler gibi sonsuzluğu ifade için kullanmış hem simyacılar gibi denge sembolü olarak… Nasıl mı ? İnsanın karanlık ve gerçek tarafına ışık tutan yazar( Kötülüğün Tarihi serisinin ikinci kitabını üç ayda hazır yeni bitirmişken) ayın karanlık yüzüne ayak basmayı başarmış bir astronot edasında. Yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot gibi kimi zaman hayatlarımızı anlaşılmaz kılan hatta çoğu zaman ayrıştıran herkese ve her şeye (teoloji,ideoloji, siyaset vb.) karşı tavır alan yazar, metanın krallığını da tanımayan bir şövalye. Cioran’ın olaylara bakış açısı ve kullandığı cesur dili hasebiyle onu pesimistik olarak addedenler var. Onun melankolik halinden türeyen cümlelerini, kayıtsızlığın hatta kimine göre patavatsızlığın sularında kendi güzelliğine aşık olan Narkissos gibi bir tavırla yazdığını düşünenler de... Nihayetinde, herkesin düşüncesi kendine... Bana göre, acıya gülümseyerek sadece kendi gerçekliğini inşaa etmeye çalışıyor. Acının insana kattığı değeri bilmiş ve dahi ötesine geçmiş azizim. Gözyaşları ve Azizler’i oluşturan din,müzik ve inanca dair fragmanları okurken az lafla çok söz nasıl anlatılır sanatını icra eden Cioran’ın kısacık cümleleriyle kalplerimizin Golgotha’sında çarmıha geriliyoruz. Emil Michel Cioran Gözyaşları ve Azizler
Gözyaşları ve AzizlerEmil Michel Cioran · Jaguar Kitap · 20151,440 okunma
8/10
·764 syf.··
2026 1. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 00:00
Selamlar. Kitap çok iyiydi. Ben şahsen yazarın uzun uzadıya ilmek ilmek işlediği her bir olay örgüsünün kitabın finaline bağlanmasını çok seviyorum. Feyre’nin Bahar Sarayı’na dönmesi ve aslında onu içeriden parçalamasını okumak bana aşırı geldi. Önceki kitaplara yazdığım yorumları okuduysanız benim Tamlin’i bu kadar şeytanlaştıramadığımı görmüşsünüzdür zaten. Ben bu kitabı bitirdiğimde yazarın daha çok duygusal hasar bırakabilmek için Tamlin’i kasıtlı olarak okurun gözünde bu kadar kötü bir adama dönüştürdüğü kanaatine vardım. Yani aslında kendi de bütün bu nefreti hak etmediğinin farkında ama yine de okuru bu tarafa kasıtlı olarak yönlendiriyor gibi hissettim ben. Yorumumun spoilerlı kısımında bu konuya geri döneceğim. Bütün bu haksız nefret dramasını bir kenara bıraktığımda aslında Feyre’nin Bahar Sarayı’nı yavaş yavaş parçalamasını okumak bir nokta da tatmin ediciydi. Tamlin bunu hak etmiş miydi ya da gerçekten savaş ikliminin ortasında bu en doğru karar mıydı tartışılır ancak Feyre’nin hamlelerinin zekice olduğunu düşünüyorum. Bu kısımdaki tek eleştirim Dagdan ve Brannagh’nın, Feyre’nin demanti olduğunu ifşa etmemes üzerine. Bu sahnelerde kötü karakterlerimizin Tamlin’i manipüle etmesinin hiçbir yolu yok muydu gerçekten ? Üstelik Tamlin bu kadar aptal bir adamken. Yani bence bu kısımlarda yazar her şeyin Feyre’nin lehine ilerlemesini istemiş ama mantık noktasında ufak tefek boşluklar vardı bana göre. Feyre Velaris’e döndükten sonra kendini geliştirdiği, savaş için stratejiler planladığı, ablalarıyla işleri yoluna koymaya çalıştığı, pazarlıklar yaptığı uzun bir gelişme bölümü okuyoruz. Dizi olsa izlemesi inanılmaz keyifli olurdu. Yazarın hikaye boyunca verdiği felsefi mesajları çok sevdim. Aslında kim olduğunu kabullenme ve kendine karşı dürüst olma gibi
Kanatlar ve Küller SarayıSarah J. Maas · Dex Yayınları · 20183,517 okunma
Reklam
Reklam