Yılanı Öldürseler’i okurken aklıma ister istemez Kırmızı Pazartesi geliyor. Çünkü Yaşar Kemal, Márquez’den yaklaşık beş yıl önce yayımlanan bu romanında, herkesin bildiği ama kimsenin engellemediği bir cinayetin toplum içinde nasıl büyüdüğünü anlatıyor.
Bir çocuğun omuzlarına yüklenen namus baskısı, köyün sessiz onayıyla trajediye dönüşür. Bu yönüyle roman, bireysel bir suçtan çok toplumsal bir suçun hikâyesi gibidir. Okur başından itibaren olacakları bilir; asıl sarsıcı olan ise kimsenin bunu durdurmamasıdır.
Bu nedenle Yılanı Öldürseler, yalnızca güçlü bir Yaşar Kemal romanı değil; aynı zamanda Kırmızı Pazartesi’yi hatırlatan yapısıyla, bir trajedinin toplum tarafından nasıl hazırlanabileceğini gösteren çarpıcı bir metindir.
Orta yaşlı bir profesörün 12 yaşındaki Dolores'e duyduğu saplantılı arzuyu ve bu arzu etrafında gelişen manipülatif ilişkiyi anlatan bu metni yalnızca "pedofili"ya da "ensest" üzerinden okumak doğru olmaz. Yazar, Edmund Wilson'a mektubunda "Lolita'yı okumaya karar verdiğinde onun son derece ahlaki bir kitap olduğunu unutma." yazmıştır.
Romanın anlatıcısı profesör Humbert'tir. Romanın bu kadar çarpıcı olmasının en büyük sebebi ise budur. Çünkü okuyucu sürekli Humbert'in manipülasyonlarına ve yaptığı şeyin yanlış olduğunu yer yer hatırlatmasına rağmen buna ahlaki bir zemin hazırlamasına direkt olarak tanık olmaktadır. Bu durum ise okuyucuyu suça ortaklık hissine ve bu iğrenç zihniyetle empati kurmaya çekmektedir. Zaten eserin 400 sayfaya yakın olmasının sebebi olayların fazlalığı ya da karmaşıklığı değil, anlatıcının betimlemeleri ve zihinsel süreçlerinin çok detaylı olmasıdır.
Nabokov'un bu kadar provakatif bir temayı seçmesindeki birincil amaç etik ve estetik üstüne düşündürmektir. Sanat ahlaktan bağımsız mıdır? Bir sanat eserinin anlatımı güzelse, gösterilenin güzelliği ya da çirkinliği önemli midir?
Böyle bir temanın seçimindeki bir başka neden ise saplantının psikolojisini incelemektir. Bireyin kötülüğünü estetikle maskelemenin mümkün olup olmadığını sorgulatır. Acı ama gerçektir ki bu mümkündür. Anlatıcı kendi hislerinden bazen "canavarca" olarak bahsetse de; bu canavarca hislerinin çocukken yaşadığı ancak kavuşamadığı aşkına bağladığını; eğer belki o, mutlu sonla biten bir aşk hikayesi olsaydı küçük çocuklara saplantı duymayacağını da belirtmektedir.
Bunun yanında şu cümlede olduğu gibi, "Çocuklar kendilerine konulan birkaç yasağa uysalar seks suçları daha azalır mıydı dersiniz? Genel tuvaletlerin yakınında oynamayın. Tanımadığınız kişilerin verdiği şekerleri
Partiler üyelerinin gözünde giderek bir tür sıçrama tahtası, kendilerine temel amaca ulaşmayı, geleceği güvence altına alma amacını sağlayacak bir sıçrama tahtası durumuna gelmektedir.