İnsanın hayatında öyle bir şey oluyor ki hayatı yaşıyorsun ama hiçbir şey bilmiyorsun, hatta yanı başında duran bir kitabın varlığını bile bilmiyorsun. Aslında o kitaba eğer bakarsan o zaman görürsün bütün hayatının ayrıntılı bir şekilde orada olduğunu.
Hepimiz iki olay yüzünden bu kasabadayız. Süpergribi insan ırkının aptallığına bağlayabiliriz. Biz yapmışız, Ruslar yapmış, Litvanyalılar yapmış fark etmez. Kimin başlattığı, asıl gerçeğin yanında önemini kaybediyor: Akılcılığın sonu, eninde sonında toplu mezar olur. Fizik kanunları, biyoloji kuralları, matematiğin düsturları, hepsi ölüm yolculuğunun bir parçası, çünkü biz neysek oyuz. Kaptan Trips olmasaydı başka bir şey olurdu. Tüm kabahati ‘teknoloji’ ye yüklemek çok moda ama bana göre tanımıda şöyle: ‘Akılcılık, varlığınhalinedairhiçbirşeyanlayamayacağımdüşüncesidir.’ Bir ölüm kapanı. Her zaman öyle olmuştur.
Seung-woo: "Siz bu dükkana sadece kitapları değil, ruhunuzu da koymuşsunuz Yeong-ju Hanım. İçeri giren herkes bunu hissediyor. Burası dışarıdaki o sert dünyaya karşı kurulmuş en güzel sığınak."
Yeong-ju: "Bunu sizden duymak çok değerli. Bazen doğru mu yapıyorum diye şüpheye düştüğüm anlar oluyor. Toplumun kurallarının dışına çıkınca insan kendini hep biraz suçlu hissediyor."
Seung-woo: "Suçluluk duymayın. Eğer bu bir suçsa, o zaman dünyanın daha fazla sizin gibi suçlulara ihtiyacı var demektir."
Seung-woo: "Hayatı çok fazla planlamayı bıraktığımdan beri daha mutluyum. Gelecek haftayı bile düşünmüyorum bazen."
Yeong-ju: "Ben de öyle. Eskiden geleceğin belirsizliği beni korkuturdu, şimdi ise heyecanlandırıyor. Çünkü her şeyin belirsiz olması, önümüzde hâlâ seçebileceğimiz onlarca yol olduğu anlamına geliyor."