Carlo M. Cipolla
Aptallık ve İktidarYaratılmış tüm insanlar gibi, aptallar da başka insanları çok farklı yoğunluklarda etkiler. Bazı aptallar genelde sadece sınırlı kayıplara neden olurken, öbürleri bir veya iki kişiyle kalmaz, tüm topluluklara veya toplumlara korkutucu zararlar verebilir. Aptal birinin zarar verme potansiyeli iki ana unsura bağlıdır. İlki genetik unsurdur. Bazı bireyler yüksek dozda aptallık genini miras alır ve bu miras sayesinde doğdukları andan itibaren gruplarının elitleri arasında yer alırlar. Aptal birinin potansiyelini belirleyen ikinci unsur, toplumda işgal ettiği otorite ve güç konumudur. Bürokratlar, generaller, politikacılar, devlet başkanları ve din adamları arasında, başkalarına zarar verme kapasiteleri işgal ettikleri (ya da işgal etmekte oldukları) iktidar pozisyonu tarafından tehlikeli bir şekilde artmış (ya da artmakta olan) temelde aptal bireylerin $\sigma$ altın oranını buluruz. Makul insanların kendilerine sık sık sordukları soru, aptal insanların neden ve nasıl güç ve otorite sahibi olmayı başardıklarıdır.(Hem seküler hem dini) sınıflar ve klikler, sanayi öncesi toplumların çoğunda aptal insanların daima iktidar mevkilerine gelmesini sağlayan sosyal kurumlardı. Modern sanayi dünyasında sınıflar ve klikler giderek önemini yitirmektedir. Ancak bunların yerine siyasi partiler, bürokrasi ve demokrasi var. Demokratik bir sistemde genel seçimler, güçlüler arasındaki $\sigma$ kesiminin istikrarlı devamlılığını sağlamak için hayli etkili bir araçtır. Unutulmamalıdır ki, İkinci Yasa'ya göre, oy kullanan insanların $\sigma$ kesimi aptaldır ve seçimler onlara, eylemlerinden hiçbir şey kazanmadan başka herkese zarar vermek için muhteşem bir fırsat sunmaktadır. Bunu, iktidardaki insanlar arasındaki aptalların $\sigma$ seviyesinde korunmasına yardımcı olarak
Felsefe
Friedrich Nietzsche
Öz oluşumun tipik biçimleri. Ya da: Sekiz temel soru. İnsan daha çok çeşitli mi, yoksa daha basit mi olmak ister? İnsan daha mı mutlu olmak, yoksa mutluluğa ve mutsuzluğa karşı daha mı kayıtsız olmak ister? İnsan kendisiyle daha hoşnut hale mi gelmek ister, yoksa daha titiz ve amansız hale mi gelmek ister? İnsan daha yumuşak, daha teslimiyetçi, daha insancıl mı, yoksa daha “insancıllıktan uzak” hale mi gelmek ister? İnsan daha sağgörülü mü, yoksa daha merhametsiz hale mi gelmek ister? İnsan bir hedefe ulaşmak mı ister, yoksa bütün hedeflerden kaçınmak mı (örneğin, her hedefte bir sınırlama, bir kuytu köşe, bir hapishane, bir aptallık kokusu sezen filozof gibi)? İnsan daha fazla saygı mı görmek, yoksa korku mu salmak ister? Ya da daha fazla hor mu görülmek ister? İnsan bir zorba veya baştan çıkartıcı mı, yoksa bir çoban veya sürü hayvanı mı olmak ister?
Felsefe
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Öz mü daha önce gelmeliydi varlık mı? Kendisi önceden tasarlanmış bir makas, bir örtü, bir kitap mıydı yoksa daha özel, daha öznel bir varlık mı?
Sayfa 29 - Can Sanat Yayınları
Alıntı
Yapabileceklerimiz bizi biz yapacak olanlardır
Ama şunu da unutmamak gerekir: Yetişkin olduğumuzda yavaş yavaş hayatın dizginlerini elimize alırız. Bu yüzden hep şunu söylerim: 'Zamanında ihtiyacın olan sevgiyi, şevkati, ilgiyi saygıyı görmemiş olabilirsin. Ama artık kendinin sahibisin. "Bana şunu yaptılar" demek anlaşılır; ama orada kalamayız. Asıl soru şu: "Ben ne yapabilirim?"
Öz mü daha önce gelmeliydi varlık mı? Kendisi önceden tasarlanmış bir makas, bir örtü, bir kitap mıydı yoksa daha özel, daha öznel bir varlık mı? İşte tüm soru buydu.
Sayfa 29 - Can·Kitabı okudu
Alıntı
"Bu konuda dünyanın en güzel dizelerini Robert Frost yazmıştı: "Ormanda giderken / Yol ikiye ayrıldı / Ve ben seçtim / Daha az gidilmiş olanı." Öz mü daha önce gelmeliydi varlık mı? Kendisi önceden tasarlanmış bir makas, bir örtü, bir kitap mıydı yoksa daha özel, daha öznel bir varlık mı? İşte tüm soru buydu. Bu soru, onun varoluş mücadelesinin en can alıcı noktasıydı, var olmanın anlamıydı, yaşamın kendisiydi, bir savaş."
Sayfa 29·Kitabı okudu