"Bence insan ruhu bir gökkuşağı kadar maddeden yoksundur- ancak dikkatler onun üstünde toplandığı zaman tanınabilir durumlarda, özel niteliklerde billurlaşır."
İktidar, etkisini yaşam üzerinde ve bu yaşam sürdükçe kurar; ölüm bunun sınırı, iktidarın elinden kaçan andır; böylece ölüm varoluşun en gizli, en “özel” noktası olur.
Gerçekten de öyle. Binlerce yıldır dinler bize, insanın özel bir yaratım olduğunu, doğanın geri kalanından ilahi bir dokunuşla ayrıldığını anlattı durdu. Şimdi bunun doğru olmadığını bildiğimize göre, sarkaç öteki uca savrulmuştur. Aksi yöndeki onca bulguya rağmen usçular, insanların öteki türlerden farklı olmadığı konusunda ısrar etmeye kendilerini zorunlu hissediyor. Sahip olduğumuz her özellik, öteki türlerde de olmak zorunda sanki; üstelik, bu özellik bizdeki kadar gelişmiş değilse, eğer patates yıkamak ve meyve kabuğu kırmak Einstein'ın denklemleriyle ya da Beethoven'ın sonatlanyla boy ölçüşemiyorsa, bizim de yüzme yetimiz yunusların yüzüşü yanında solda sıfır kalır ya da eşyaların yerini ısılarından yola çıkarak belirleme becerimiz, çıngıraklı yılanların aynı becerisiyle boy ölçüşemez demek, adettendir. Her türün, ötekilerden daha iyi yaptığı bir şey mevcuttur; bizler kim oluyoruz ki en sağlam hünerlerimizin, başka türlerin hünerlerinden özünde daha değerli olduğuna karar veriyoruz?
“Yanlış sebeplerle doğru şeyi yaptığında kimse seni övmez. Ama doğru sebeplerle yanlış şeyi yaptığında herkes seni şakşaklar. Neyin doğru neyin yanlış olduğu tamamen içinde yaşadığın hikâyeye bağlı olsa bile. Kimse takdire, övgüye veya sevgiye ihtiyacı olduğunu söylemez ama hepimiz özel olmak isteriz.”
Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.