Hiçbirinin kafatası özgün bir fikir barındırmıyor. Sadece kabul görmüş şeyleri biliyorlar; böylece kendileri de kabul görüyor.
Auuuuu
İlk Türk efsaneleri kurt ile başlar. Kurt, Türk mitolojisinin en önemli sembolüdür. Kurtlar Orta Asya’nın hayvancılık ve avcılıkla geçinen topluluklarının en korktuğu hayvanlardan biriydi. Türk halkları kurtlara doğaüstü güçler atfetmişlerdir. Hatta Türkler onların hayat tarzını kendilerine benzetmişlerdir. M.Ö. 174’lerden itibaren bozkırlarda kurtla ilgili metinler anlatılır. Kurt bazen erkek, bazen dişi olur. Kanglı döneminde de (dördüncü ila altıncı asırlar) kurt vardır. Erkek olan kurt kızlarla evlenerek nesil meydana getirir. Gök Türklerin kuruluşunda ise dişi kurt efsanesi karşımıza çıkar. Bu efsanede kurttan doğuş Çin kaynaklarında anlatılır. Yine Ergenekon Destanı’nda kurt anlatılır. Kurdun bilge kişiliği, kurtların birlikte hareket etmesi, yol göstericiliği, kahramanlığı, cesurluğu, strateji bilmesi, akıllılığı gibi birçok özellik sayılabilir. Türklerin geçim kaynaklarının temel maddesi olan koyunlara en çok zarar veren kurtlardır. Bundan dolayı da böyle bir mitoloji geliştirilmiş olmalıdır. Ama kurt aslında aklı, bilgisi ve yol göstermesi açısından Türk tarihinde çok özgün bir yere sahiptir diyebiliriz.
Sayfa 112 - kronik·Kitabı okuyor
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Göklerin önemsenmediği toplumumuzda, sözcüğün engellenemez yoksullaşma sürecine girmiş olması, günlük konuşma dilinin giderek cılızlaşması, argolaşması acaba bir rastlantı mıdır? Artık öncelik imgelerindir ve imgeler egemenliklerini artırdıkça sözcüklerden kemirirler. Ama sözcüğün gerilemesi adeta bir gösteriye dönüşüyor. Günümüzde pek çok kişinin hayatla ilgili olarak yakındığı hayal kırıklığı, kırgınlık, depresyon duyguları, yüzleşilen ihanetler sözcüğün geriye itilmiş olmasından kaynaklanıyor ve elde kalan tek tük sözcük de gerçekle derin bağını yitirmiş durumda. Böyle olunca, günümüzde Tanrı'nın adını anmak-Tanrı vahyinin sözlerini izleyen- özgün bir hayat ile sahiplenilen ya da tüketilen hayatlar arasında, insanın kendi zamanının koşullarıyla biçimlendirilmiş temsilî bir hayat arasında seçim yapmak anlamına geliyor. Tarihsel köklerini geleneksel imandan koparmış olan bir dönemde, yeniden harekete geçilmesi gereken nokta işte budur. Toplumumuzun bize bol bol sunduğu tatminsizliğe, depresyona, kendinden nefretin her türüne takılıp kalıyoruz. -Görünürde hayata âşık ve ıstıraba düşman olan, daimi olarak harika bedeni, sağlığı ve ebedi gençliği yücelten- toplumumuz aslında sürekli derin ölüm akıntılarınca aşındırılmakta. Zaten insanı ruhsal yanından açıkça sıyırdığına göre başka türlüsü olamazdı. İnsan istediği kadar şarkılar çalıp söyleyebilir, afallayabilir, her türlü maddeyle esriyebilir, takıntılı biçimde kendini cinselliğe verebilir ama bütün bu davranışlar, günümüzün her ânında elinde orakla pusuda bekleyen meleği ne durdurabilir ne yok edebilir. Eninde sonunda, bütün bu didinme, mayaya dönüşememiş bir umutsuzluğun ıstıraplı temsilinden başka bir şey olmayacaktır. Umutsuzluk, aynen kaygı gibi içsel hayatımızın çok önemli işaretlerinden biridir, ama doğru yönde
Sayfa 130·Kitabı okudu
arabeskesonvermecesaretinvarmı
... orta yaşlı Nietzsche'nin iki tür umutsuzluğu vardır: özgün ve yeni tespitleri için başkasının kelimelerini kullanmayı cazip bulmasından ötürü yaşadığı umutsuzluk ve aynı zamanda sahte umutsuzluğa ayartılmış olmaktan ileri gelen umutsuzluk. Dionysosçu Nietzsche umutsuzluğun bilhassa da hayattan korkanlar için daima cazip olduğuna inanmıştır. Bu insanlar taklitte ve yenilmişliğin sevinçlerinde sığınak bulur. Dying Modern (Modern Ölmek) adlı kitabında Diana Fuss şöyle der: "Hiç teselli olmadığını bilmekten daha teselli edici bir şey olabilir mi?"
Sayfa 130·Kitabı okudu
Tek başınalık içimizde özgün olana geçit verir, aşina olmadığımız güzelliğe ve şiire… Thomas MANN
Her hayat zinciri kendi ihtiyaçlarını beraberinde getiriyordu
Sayfa 164·Kitabı okuyor