''İşte o şehrin bu cehennem atmosferi içinde, bir gün, yılgın ve çekingen dolaşırken, gözlerim, ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satıra ilişiverdi: ''Bir Türk generali İtilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.'' Titreyerek gazeteyi aldım. Yürürken okuyorum: ''Mustafa Kemal adında bir Türk generali...''
...
Batan geminin içinde son duasını mırıldanan kazazede gibi kendi kendime, durmadan, onun adını tekrar ediyorum: Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, Mustafa Kemal.''
Delikanlı onun muhteşem gücünü görüp hayran olunca Ebrehe’nin onu sevmesine neden olan küstahlığı ortadan kalkacak, Büyük Efendi’nin yüreğinde filizlenen duygu da böylece silinip gidecekti.
''Ona tesir eden şeylerden biri de, bu ithamların müthiş üslubuydu. Hatta Şinasi'nin söylediği şeylerin hemen hepsini unutmuştu. Yalnız bu ses, bu eda, bu kelimesiz ve gayet büyük manalardan mürekkep ses... Bu düşman tesirini o kadar beğendi ve kıskandı ki, aynı silahla karşılık vermek istiyordu fakat kendinde bu kuvvetin zerresini bulamadı.''