Portekiz keşifleri, Papa'nın da Fransa'daki zulümden kaçıp Portekiz'de sığınan Tapınak Şövalyeleri'yle bağlantılıdır.
Aslında Tapınak Şövalyeleri 15. ve 16.yüzyıllardaki büyük deniz yolculukları için gereken denizcilik bilgisini de beraberlerinde Portekiz'e getirmişlerdi. Bu yüzden bütün keşiflerin etrafında kaynağını klasik çağlardan alan bir gizem perdesi ve insanoğlunun yeniden doğuşu fikri vardır.
Vin Mariani yüksek miktarda kokain içerdiği için ve Angelo Mariani adlı bir Korsikalı olan yaratıcısının pazarlama yeteneği sayesinde Avrupa'da ve Amerika'da popülerdi. Üç papa, iki Amerikan devlet başkanı, Kraliçe Victoria ve mucit Thomas Edison da aralarında olmak üzere, ünlülerin ve devlet başkanlarının içkiye övgü mektupları on üç ciltlik bir kitap olarak yayımlandı...
"I hate to think I've got to grow up, and be Miss March, and wear long gowns, and look as prim as a China Aster! It's bad enough to be a girl, anyway, when I like boy's games and work and manners! I can't get over my disappointment in not being a boy. And it's worse than ever now, for I'm dying to go and fight with Papa. And I can only stay home and knit, like a poky old woman!"
Yaşama istencinin en histerik tapınıcısı bile— insanın yemek, yaşamak ve giyinmek zorunda olduğu için emekten tamamen azade olamayacağını akılda tutarak— ne daha iyi bir toplumsal düzenin ne de daha iyi bir yaşamın koşullarını kendi içinde taşıyan varlıkların mümkün olduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır; çünkü biz tüm insanlara soylu bir bireysellik verdik ve yaşamdan, temelde onunla birleşmiş olarak görülemeyen her şeyi söküp attık.
Dolayısıyla, hiçbir insani gücün yaşamdan koparamayacağı geriye sadece dört kötülük kalır: Doğum sancıları, ayrıca hastalık, yaşlılık ve her bir bireyin ölümü. En mükemmel Devlette bile insan acı içinde doğmalıdır; az ya da çok sayıda hastalığın içinden geçerek yolunu bulmalıdır; eğer gençliğinin baharında
Nornlar biçmezse onu
— Uhland
yaşlanmalıdır, yani fiziksel olarak çökmeli ve zihinsel olarak körelmelidir; nihayetinde de ölmelidir.
Varoluşla birleşmiş daha küçük kötülükleri hiçten sayıyoruz; yine de bunlardan birkaçını anmak isteriz. İlk olarak, yaşamın üçte birini çalan uyku vardır (eğer yaşam bir sevinçse, o halde uykunun kendiliğinden bir kötülük olduğu aşikardır); sonra, insanın dünyada yolunu bulabilmesi için yalnızca idealarla ve onların tutarlılığıyla gerektiği ölçüde tanışmasına hizmet eden ilk çocukluk dönemi gelir (eğer yaşam bir sevinçse, o halde ilk çocukluk doğası gereği bir kötülüktür); sonra, Eski Ahit'te haklı olarak ilahi bir lanetin sonucu sayılan iş (emek) gelir; son olarak da Papa III. Innocentius'un şu şekilde derlediği çeşitli kötülükler:
Lekeli bir üreme, anne karnında tiksindirici bir beslenme, insanın geliştiği maddenin kötülüğü, iğrenç koku, salya, idrar ve kusmuk salgısı.
Bu kötülükler çok önemsiz sayılmasın. Sinirleri belirli bir incelik düzeyine ulaşmış olan herkes, bunların çoğundan haklı olarak
Ne yazık ki, o zamanlar Avrupa’da tartışmaları neşeyle bir kenara bırakmak söz konusu değildi. Martin Luther’in 1517’de Wittenberg’de doksan beş tane din karşıtı tez yayımladıktan sonra Roma’dan ayrılmasının ardından, papa Luther’i aforoz etti ve böylece Batı Avrupa uzun bir dinî çatışma yoluna girdi. Yüzyıllar boyunca aralıklarla devam eden kanlı savaşlar, karmaşık siyasi mücadeleler, toplulukları paramparça edecek ve hayatları normalde teolojiden çok da etkilenmeyecek insanlara büyük acılar yaşatacaktı. Erasmus ve sonraki dönemlerdeki hayranlarıyla takipçileri bu tür bir yıkıma ellerinden geldiğince karşı durmaya çalıştılarsa da genellikle önleyecek pek bir şey yapamayacaklarını gördüler.
İlk aşamalarda Erasmus, kilisenin kendi otoritesine yönelik bu tür meydan okumalarla daha akıllıca ve duyarlı bir şekilde ilgilenmesi gerektiğini hissederek Luther’in durumuna belirli bir sempati gösterdi. Erasmus 1519’da “Böyle zamanlarda insanların alelacele ‘sapkınlık’ diye bağırmalarının kime ne faydası olacak?” diye soruyordu.
"Hoşlarına gitmeyen, anlamadıkları her şey sapkınlıktır. Yunanca bilmek sapkınlıktır. Gösterişli bir dille konuşmak sapkınlıktır. Kendilerinin yapmadıkları her şey sapkınlıktır… Bu adamların neyi temsil ettiğini ve hangi yöne gittiklerini göremeyen var mı? Hain ihtiraslarının üzerindeki kısıtlamalar bir kez gevşediğinde, ayrım gözetmeksizin her iyi insana karşı hiddetlenmeye başlayacaklar."
Öte yandan, doğuştan muhalif ve mücadeleci Luther’in saldırganlığı Erasmus’u rahatsız ediyordu. Kendisi öyle değildi ve “doğası gereği çetrefilli bir sorunu nezaketle hafifletmenin, kötü niyete kötü niyet eklemekten daha mantıklı” yürüyeceğini düşünüyordu. Nezaket, Erasmus için elbette en önemli şeydi; sadece yapmacık bir tavırdan daha fazlası, karşılıklı saygı ve