Bu kitabı en iyi kim anlar biliyor musunuz?
Köyde büyümüş olanlar anlar!
Okumayı çok isteyip okuyamamış olanlar anlar!
Biz kitabı nerede görüyorduk, okutmadılar ki, diyenler; hayatla erken mücadeleye girenler anlar!
Kabul edin, birçoğumuzun evinde çocukluk dönemi boyunca Kur'an'ı Kerim dışında kitap olmadı. Elbette bu konuda daha avantajlı olanlar vardır ama büyük kesimin böyle evlerde yetiştiğine inanıyorum. İlk kitabım olduğunda kitabı ezberleyip babama okumuştum defalarca okuduğumu anlayıp bana yenisini alsın diye. Kelime kelime ezberlemiştim. Oysa ülkemde o ilk kitabı olmadan nice çocuk büyüdü, yetişkin oldu ve öldü...
"Köylere kitap götürmek, çöle su götürmek gibidir!" (s. 76)
Ben bir köy öğretmeniyim.
En verimli yılları köyde çalışarak geçmiş bir köy öğretmeni.
Ve bu söze o kadar çok katılıyorum ki...
Çocukların zihni çöl topraklarının suya aç olduğu kadar bilgiye aç...
Okuduğunuz kitap gerçeklerden yola çıkılarak kaleme alınmış. Spoiler olacak ama başkahramandan biraz bahsetmek isterim:
Mustafa Güzelgöz
Bir kütüphane görevlisi
İnsanların kitaplara uzak olduğu bir coğrafyada kendisine bu görev veriliyor.
Kimse kitaplara gelmiyor diye masasının başında oturmayıp o insanlara gidiyor köy köy, eşeğiyle...
Karanlık yerlere kitaplarla birlikte aydınlıklar da gidiyor.
Keşke Mustafa Güzelgözler bir değil binlerce olsa, genç fidanlar bilgiyle dolsa...
Okurken yaşatan bir kitap...
Yeniden gittim eserin yaşandığı topraklara.
O türküleri kulağımda hissettim,
O eşeklerin ayak seslerini duyup gelecek olan kitapları sabırsızlıkla bekledim.
Geldiği an başladım okumaya, iki hafta sonra yeni kitabın gelmesini iple çektim.
Lev Tolstoy der ki:
"Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir."
Okuduğumuz eser de böyle