6/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:55
"Papalagi" (veya orijinal adıyla Der Papalagi), Alman yazar Erich Scheurmann tarafından 1920 yılında yayımlanmış oldukça sıra dışı ve düşündürücü bir kitap. Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse göğü delen anlamına gelir. Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti. Kapitalizmin yaşatıldığı sekuler toplumu daha yakından tanımak için, modernliğin medeniyet diye pazarlandığı sistemi görmek istediğimizde tüm açıklığı gerçekliği ile "Papalagi" karşımızda. Kitap ismi ile iddialı ve dikkat çekici olduğu kadar, kısa olmasına rağmen yine de anlamlı, bakış açısı sunması, düşündürücü olmasıyla beni kendine çekti ve okurken içimden tebrikler sunduğum bir kitap oldu adeta. Özellikle Afrika Dramını okuyup bu konuda bir ders aldıktan sonra, kapitalizm ve demokrasi gibi, "Kur'an'ın da ifadesiyle; yaldızlı sözler" ile insanların nasıl kandırıldığını, insanların peşinden koştukları dünya ve içindeki nimetlerin aslında aracı iken nasıl yegane amaca dönüştüğünü anlatan ve yeniden anladığım çok güzel bir kitap. İnsanoğlu tabiatı gereği unutan, dalan, günaha meyilli bir varlık olması nedeniyle kendine hakikati anlatacak, yaşamının içindeki yaratılanların amacını hatırlatacak türden kitaplar okumaya muhtaç. Özellikle de mana ile maddenin yer değiştirdiği, anlam kargaşası yaşandığı, duyguların renginin kaybolduğu bir çağda, bir zaman diliminde Batıyı ve batının bize sunduğu ya da dikte ettiği kültürü, bugün özenilen o Avrupai yaşamın aslında arka planını çok güzel anlatan bir kitap ve her insanın okumasını istediğim, dili hafif bir kitap oldu benim için. Papalagi yani beyaz adam, sömürünün
1000Kitap
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
10/10
·548 syf.··
2026 26. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 15:52
#KitapYorum #BanaBirResminiYolla #HidayetKarakuş #BilgiYayınevi #TarihiRoman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Bilgi Yayınevi'nden çıkan, Hidayet Karakuş'a ait, "BANA BİR RESMİNİ YOLLA" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım. Elimden hiç bırakmak istemediğim kitaplardan biri oldu "BANA BİR RESMİNİ YOLLA". Her sayfada kâh üzüldüm, kâh sevindim, bazen çağlayanlar gibi coştu yüreğim. Adım atmak, elimi uzatmaktı çok yerde dileğim. Yalvaçın Kurusarı köyünde Âşık Hasanla, Tahsinle yan yana yürüdüm. Köy odasında nazlı sazın nağmelerinde büyülendi tüm bildiklerim. Yanan, kızarmış bir bağırdan ses verdim. Duysunlardı, ben de vardım. Cumhuriyetin yeni ışıklarına koşmak, acıyan yaralara merhem olmaktı isteğim, çocuklarla el eleydim. Meğer ne çok şey vardı gizlide kalmış gönlümün havalandırılası çeyiz sandığında. Onlarla ağladım, güldüm, hüzünlerinde sonbahar sarısıydı sözlerim. Gözlerim çok uzaklarda İskilipli Hakkıdaydı, Mustafa Kemalin izindeydi tüm benliğim. Şimdi konu penceresinden esen, Kurusarının rüzgarında neler yaşanmış hep birlikte bakalım: Hidayet Karakuş'un 2024 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan "Bana Bir Resmini Yolla", Cumhuriyet'in ilk yıllarında, 1930'lu Türkiye'yi anlatan bir romandır. Eser, iki asker arkadaş olan Tahsin ile İsmail'in kışlada başlayan dostluğunu, daha sonra mektuplaşarak sürdürdükleri bu bağı merkeze alır. Tahsin, askerlik sonrası memleketine döner. Halk sağlığı için köy köy dolaşarak salgın hastalıklarla mücadele eder. Hikâye, bu mücadele sürecini, yoksulluğu, hastalıkları, o dönemin toplumsal sorunlarını; aynı zamanda Atatürk devrimlerinin köylere nasıl yansıdığını da gözler önüne serer. Bu dönemde ülke yokluk, sıkıntı içindedir. Savaş sonrası perişan bir ekonomi, halkın büyük bölümü köylerde yaşamakta, temel ihtiyaçlarla mücadele
Bana Bir Resmini YollaHidayet Karakuş · Bilgi Yayınevi · 202241 okunma
Reklam
7/10
·96 syf.··
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 00:00
Sadık Hidayet 1903-1951 yılları arasında yaşamış İranlı bir yazardır ve modern İran edebiyatının kurucularından biri olarak kabul edilir. İran’ın Asil ailelerinden birine mensup olan Sadık Hidayet eğitimi yurt dışında tamamlamış, hayatının farklı dönemlerinde Belçika, Fransa ve Hindistan'da da yaşamıştır 48 yaşında hava gazı ile intihar ederek ölmüştür. Kiitap bana biraz Aziz Nesin'in Zübük isimli romanını hatırlattı. Hacı Ağa da Zübük gibi, cahil, bağnaz, sadece kendini düşünen, üç kağıtçı, çıkarı için yeri geldiğinde dini, yeri geldiğinde siyaseti kullanan, ama her siyasi rüzgar ile de yön değiştirip iklime uyum sağlayan karaktersiz bir tiptir. Taptığı tek şey ise tabii ki paradır ve parayı bulmak için her yol mübahtır. Hiçbir toplumda ne Zübükler ne Hacı Ağalar bir türlü bitmiyor maalesef. Belki de onları da yaşatan bizleriz. Karakter Zübük'ü hatırlatsa da, kitap açısından karşılaştırıma yapıldığında; tabii Zübük'te çok daha yoğun bir olay zinciri var. Hacı Ağa'da ise daha çok bir gün boyunca gelen ziyaretçiler üzerinden Hacı Ağa tiplemesinin genel durum ve karakter tanımlamaları yapılmaktadır. Genel anlamda okunabilecek keyifli bir kitap.
Hacı AgaSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20202,877 okunma
2/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
72. KOĞUŞ (Roman) Orhan Kemal 1914–1970 yılları arasında yaşamış, toplumsal gerçekçi sanat akımının baş temsilcilerinden sayılan yazar Orhan Kemal’in sanat hayatını ve düşünce dünyasını anlama yolculuğumuza, onun Bursa Cezaevi’nde kaldığı günlere dair gözlemlerinden hareketle oluşturduğu 72. Koğuş romanı ile devam ediyoruz. Daha önceki eserlerinde sıkça görülen yoksulluk ve yoksunluk temalarının işlendiği bu romanda, cezaevinde uzun yıllar kalan kader mahkûmlarının umutlarını yitirişi, içine düştükleri hiçlik duygusu ve psikolojik çöküşleri anlatılır. “72. Koğuş”, bu insanların konulduğu koğuşun adıdır. Bu koğuşta kalanlara “Adem Baba” denir. Koğuşun diğer adı da “Adem Babaların Koğuşu”dur. Peki, kimdir bunlar? Hemen söyleyelim: Bunlar, çoğunlukla vicdani yönleriyle hareket edip toplumsal aksaklıklara ve yanlışlıklara rıza göstermedikleri için “suç” işleyip cezaevine düşmüş kişilerdir. Çoğu, yaşını başını almış insanlardır. Toplumdaki ahlaki yapı, teamüller ve kabuller burada işlemez. Bu insanlar öyle bir noktaya gelmişlerdir ki toplumsal kurallardan tamamen kopmuşlardır. 72. Koğuş bir ıslah mekânı değildir; ölüme mahkûm edilmemiş insanların ölüme komşu edildiği bir yerdir. Romanda bir de sözde bir aşk hikâyesi yer alır. Cezaevine düşen kahramanlardan biri Rizeli Ahmet Kaptan’dır. Genellikle “Kaptan” olarak anılır. Rize’deki köyünde yaşayan annesi tarafından kendisine bir miktar para gönderilmiştir. Bu, Adem Babalar için çok büyük bir paradır. Kaptan, bu parayla onlara yemek yedirir, üstlerini giydirir, koğuşu düzenler, yatak aldırır, çay içirir. Et ve fasulye yedirir. Onun sayesinde mahkûmlar bir nebze de olsa hayata tutunurlar. Cezaevinde kumar oynanmaktadır. Meydancılar Kaptan’ı kumara çeker. Ancak Kaptan tüm paraları kazanır ve elde ettiği parayı
72. KoğuşOrhan Kemal · Cem Yayınevi · 19797,5bin okunma
"Mesele mahçup gitmemek bu âlemden."
10/10
·256 syf.··
2026 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 00:00
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’ni anlatan bu eser, nefsi tanıma, onun insan üzerindeki tahakkümünü kavrama ve kişinin kendi zaaflarıyla yüzleşmesi noktasında son derece derinlikli bir şekilde kaleme alınmış. Nefsin mertebelerini adım adım işleyerek okuyucuyu manevi bir yolculuğa çıkarıyor ve her bölümde insanın iç dünyasına dair önemli hakikatleri gözler önüne seriyor. Günümüz insanının en büyük putu hâline gelen “benlik” duvarını yıkmaya vesile olabilecek kıymetli bir eser. Kitabın adının “Ene” yani “ben” olması da bu yönüyle oldukça anlamlı. Çağımızda insanların yüksek sesle “ben” diyerek kendi nefislerini merkeze koymaları, hak iddia etmeleri ve benliklerini büyütmeleri, aslında nefse ne denli mağlup olduğumuzun açık bir göstergesi. "Herkesin bir putu vardır. Ne kadar yok dese de vardır. İşte nefs içimizde var olan bir puthane gibidir. Ne yanımız eksikse o yanımızdan saldırır ve eksik yanı­mızı put eder gönlümüze. Kiminin putu şöhrettir mesela, kiminin putu şehvet, kimin putu paradır, kiminin haset, kiminin putu evladıdır belki ya da hayattır. Bunlar nefsin bize sevdikleridir ve onun sevdiklerini Allah'ın sevdirdiklerinden çok sevmek, işte odur suç olan." Bursa’da Üftade Hazretleri’nin türbesini defalarca ziyaret etmiş biri olarak, bu kitabı okuduktan sonra o ziyaretlerin benim için çok daha derin ve manidar bir hâl alacağını hissediyorum. En kısa zamanda Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin türbesini de ziyaret ederek bu manevi yolculuğu daha da anlamlandırmayı ümit ediyorum. "Muhabbet bahçesi, aşk bağı varsa eğer siz o bağın bülbülü olmalısınız. Zira gönlüm sözlerinizle aşka geliyor." "Ne çok şeye sahipsen terk etmen o denli zor olurdu." "Hüzünlenen insan Allah'ı hatırlar." "Mesele mahçup gitmemek bu âlemden." "Evladım bu dünyada insanın misali bir uyurgezer
Din
Ene 'Sus Ey Nefsim'Fatih Duman · Nesil Yayınları · 20228,5bin okunma
İnci
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 20:24
John Steinbeck’in 1947 yılında yayımlanan İnci (The Pearl) adlı eseri, hacmi küçük ama yankısı devasa olan bir başyapıttır. Bir Meksika halk hikâyesinden esinlenen bu novella, insanın açgözlülük, umut ve toplumsal eşitsizlik karşısındaki trajik mücadelesini anlatır.Hikâye, fakir bir inci avcısı olan Kino, karısı Juana ve bebekleri Coyotito etrafında şekillenir. Bebeğin bir akrep tarafından sokulmasıyla başlayan olaylar zinciri, Kino’nun denizin dibinde "Dünyanın En Büyük İncisi"ni bulmasıyla bambaşka bir boyuta evrilir. Kino için bu inci; oğlunun tedavisi, eğitimi ve ailesinin özgürlüğüdür. Ancak kasaba halkı ve güç odakları için bu inci sadece paradır. Steinbeck, saf bir sevincin nasıl hızla bir kabusa dönüştüğünü ustalıkla işler. İnci John Steinbeck
Edebiyat
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
Reklam
Reklam