Sen Nehri Kıyısında gerçekten dolaşırken, hakkında okuduğumuz bir çok romantik gezintiyi adeta yeniden yaşar gibi olur, uzaktan Notre-Dame'a bakarken de Quasimodo ve Esmeralda'yı düşünmeden edemeyiz. Karmelitlerle silahşorların düellosunun Paris'i, Balzac'ın odalıklarının Paris'in Lucien de Rubempre ve Rastignac'ın Paris'i, Bel Ami'nin, Frederic Moreau ve Madame Arnoux'un, barikatlardaki Gavroche'un, Swan ve Odette de Crecy'in Paris'i hepsi hafızamıza aittir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Alevci,
Uzun mu uzun bir mektup yazamam bugün. İçimde hiçbir zenginlik yok. Belki de bir başka yerleri dolanıyorum. Yürüdüğüm yerlerde, girdiğim içki evlerinde sana rastlarsam yazacağım. Belki de rastlaştık şimdi. Uzun boyunlu bir gramofon görmüştüm mezat yerinde. Sabah. Geçerken. Seni düşünmüştüm. Gramofon? Sen? Tuhaf işte.. Sonra mektubun çıkageldi. Zarfın üstündeki yazıdan önce, kalınlığından anladım senin olduğunu. Daha okumadan, içki içerken yazdığını düşündüm. Karga kanadı saçlarınla... Bir gün sana "Sen güzel değilsin" demiştim. "Güzelliğine güzelim ya..." demiştin sen de. Öyle işte.. Sanki böyle bir dialog sonrası yazar gibisin şimdi de. Parisler, Venedikler... Dünyanın bütününden yazar gibisin. Ben burda bir Ediplik yer kaplıyorum, hepsi o kadar.
Odasında birkaç yağlıboya, birkaç da basma resim var. Neler olabilir dersiniz? Adonis’ler, Paris’ler, Apollon’lar mı? Hayır; sakallı Saturnus, kral Priamos, ihtiyar Nestor ve oğlunun sırtında dolaşan Ankhises baba!