Cansel K

Cansel K
Yarayla alay eder yaralanmamış olan
Puan vermedi·224 syf.·
2023 14. kitabı
Törless adlı bir gencin ergenlikle birlikte yaşadığı dönüşümler anlatılıyor kitapta. Çoğu incelemenin de yazdığı gibi bir büyüme hikayesi. Ancak bence kitabın değindiği nokta ergenlikten daha fazlası. Aslında güç dengesinin insanı alçaltma ve yüceltme ikiliğine epeyce vurgu var. Sineklerin Tanrısı'ndaki gibi çocukların içindeki olası canavarı bir kez daha başka bir açıdan görmemizi sağlıyor. Kitabın bana hissettirdiklerini, düşündüdüklerini nasıl toparlayayım, nasıl ifade edeyim bilmiyorum. Aklımdan onlarca fikir geçiyor ama toplaşıp düzenli bir hal alamıyorlar. Şimdi ifade etmeye çalışayım. Törles her ergen gibi kimlik oluşturma ve ait hissetme ihtiyacı için bir gruba dahil oluyor. Masum gibi görünen, gizli ve ürkütücü emelleri olan ve yaptıklarına kendince kılıf uyduran karakterlerin oluşturduğu bir grup. Basit bir hırsızlık vakasıyla Basini adlı öğrenciyi türlü işkencelerle kullanıyorlar. Törles de bu iğrenç arkadaşlarını pek de onlara katılmadan izliyor. Ama tepki de veremiyor başta. Kimlik inşası burada yön değiştirmeye başlıyor. Kafasındaki diğerlerinden farklı sorularla ve aldığı terbiye ile yaşananlar çatışmaya başlayınca Törles'in de yolu şekilleniyor. Aslında kim olamayacağını, kim olmak istemediğini arkadaşlarına bakarak görüyor. Asıl çekirdekteki hırsızlık olayı ve devamı sorgulanmalı. O çocuk nasıl bu kadar işkenceye tahammül edebiliyor? Ona cinsel, fiziksel, psikolojik her türlü işkenceyi en ufak merhamet göstermeden uygulayan zorbalar daha ilk bakışta onun rıza göstereceğini nasıl anlıyor? İnsanlar arasında görünmez enerjilerle, mimiklerle, davranışlarla yayılan bir iletişim ağı söylemek istediklerimizden daha fazlasını söylüyor. Bu da diğerleri ile aramızda her an ve her durumda şekillenen bir güç mücadelesi oluşturuyor. İki tarafın birbirine saygı
Felsefe-Düşünce
Genç Törless’in BuhranlarıRobert Musil · İthaki Yayınları · 2022561 okunma
Reklam
Puan vermedi·164 syf.·
2023 12. kitabı
Tanzimat Dönemi edebiyatımıza pek çok edebi türün dahil olduğu, yazıda yeniliklerin denenmeye başlandığı hatta eski ile yeninin tartışıldığı bir dönem. Kesinlikle edebiyatımızın nasıl yollardan, hangi ellerden geçtiğini görmek için bu dönemin eserlerini okumamız gerekiyor. Epey şanslıyız ki günümüz Türkçelerini okuyabiliyoruz. İnce bir eğitimden geçen ahlak timsali Ali Bey'in maceralarını anlatıyor eserimiz. Huyda ve görünüşte birbirinin tam tersi durumları sembolize eden iki kadın da bu macerada beyimize yardım ediyor. Mehpeyker ay tenli kadın, esmer, alımlı, çekici, kurnaz. Dilaşup ise isminin anlamı gibi gönül çelen, sarışın, masumiyetin yeryüzündeki timsali. Bu isimler de karakterlerin betimlenişi de tesadüf değil. Tanzimat Edebiyatı'nda Namık Kemal'in önsözde de belirttiği gibi eğlendirirken ders verme amacı güdülüyor. Amaç halka ulaşabilmek. Bunu yaparken de oldukça keskin şekilde tipleşmiş kişilere ihtiyaç var. Çünkü basit ve anlaşılır olunmalı. Okuyanın kafası nereden hangi dersi alacağı konusunda karışmamalı. İşte bu yüzden kadın karakterlerimiz aşırı tip özelliğinde; iyi çok iyi, kötü çok kötü. Kadınlar başta nasılsa sonda da öyle devam ediyor, herhangi bir gelişme yok. Karakter gelişimini ve hislerini en yakından tanıyabildiğimiz tek karakter Ali Bey. Başta iyi yetişmiş bir genç iken bir "kadın" yüzünden sonunda pişman olabileceği işler getiriyor başına. Yer yer tesadüfler, abartılar olsa da gerek dilinin edebiliği gerek hayatı ve insan ruhunu bugün bile geçerli olacak şekilde aktarması sebebiyle mutlaka okumamız gereken bir eser İntibah. İyi okumalar...
2023 Okuma Raporları
İntibahNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,2bin okunma
9/10
·176 syf.·
2023 9. kitabı
Kendini yetiştirmiş, hayatla ilgili belli bir tecrübe ve birikime sahip insanların zihinlerine misafir olmayı çok seviyorum. Milyonlarca yıldır var olan ve üzerinden milyonlarca insanın ve deneyimin aktığı bu dünyada yalnızca 24 yıl geçirmiş olmamın bununla doğrudan bir ilgisi var elbette. Hani diyoruz ya kitaplar bize yaşayamadığımız durumları yaşatır, başkasının gözünden görmemizi sağlar diye. İşte bu kitap tam olarak o amaca hizmet eden bir kitap. Murakami koşmayı kendisinin bir parçası haline getirip uzun yıllardır bunu sürdüren bir yazar. Kitap boyunca da katıldığı çeşitli maraton ve yarışma üzerinden aslında yaşantısına ve edindiklerine ilişkin bir aktarım gerçekleştiriyor. Koşmak burada bir metafor olarak bile değerlendirilebilir. Ben okurken yalnızca "koşma eylemi" olarak görmedim. Sanki koşma süresini kısaltmak, bir yarışı tamamlamak, üzerine uzun süren antrenmanlar gerçekleştirmek ama bunları yaparken de gücünün yettiginden fazlasını yapamayacağını kabul etmek birer alegori. Aslında bunlar yaşamın doğası gereği karşımıza çıkardığı ve çıkarabilecegi potansiyel engelleri aşma noktasında Murakami'nin izlediği yolun temsili gibi geliyor bana. Bu temsilden hareketle eldekilerle yetinmek ve güvensizliklere rağmen devam etmek gerektiğini bir kez daha koşma eylemi üzerinden hatırlamış oluyoruz. O kadar zorlantısız bir metin ki kelime oyunları, espriler, benzetmeler aslında vurucu olmasına rağmen sıradan bir lafmış gibi akıyor. Çok sevdim bu anlatımı. Yalnız okurken her bir bölümü bir gün okumak daha hoş bir lezzet bırakıyor diye ayrıca belirtmek isterim. Okuduklarınızı sindirmek ve özümsemek için vakit veriyor. Haruki Murakami, anlaşılan o ki farklı üslubu, zorlamadan, rahatça kelimeleri birbiri ardına getirmesiyle okumaya devam edeceğim bir yazar olacak. Uyarı:
1000Kitap
Koşmasaydım YazamazdımHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20183,668 okunma
Bana anlamı geri verin!
Puan vermedi·144 syf.·
2022 54. kitabı
Hayatın herkes için genelgeçer bir anlamı yok varsa bile biz ararken o çoktan gizlenmiş olacak gibi geliyor. Eskiden insanlar için hayatlarına anlam katmak daha kolaydı . Din, aile, millet gibi pek çok kavram insanlara kendini bir yere adama fırsatı sunarak hayatlarına kendilerince değer katmalarını mümkün kılıyordu. Günümüzde ise bu kavramların giderek yozlaştığını görüyoruz. İnsan tarafından yaratılan tüm adanmışlık hikayelerinin postmodern çağ ile birlikte değersizleşmesi çoğumuzu daha öznel anlamlar yaratmaya itiyor. Evet, anlam bulunan değil yaratılan bir şey. Hatta yaratmak zorunda olduğumuz bir şey. Hayatımın anlamı yok derken bile anlamsızlığın anlam haline gelmesiyle yarattığımız bir şey. Artık işler bizim için daha zor. Çünkü bize verilenlerle yetinmeyip her düşünceyi büyük bir güvensizlikle oyarak ilerliyoruz. Her şey çok bireysel. Yanıtlar karmaşık, belirsiz, oynak. Buna rağmen hedefler koymamız, yanıtlar bulmamız, bir amaç için yeniyi üretmemiz dayatılıyor. Oysa kitabın sonundan da çıkardığım gibi hayat; anlam aramayı bıraktığımız noktada sadece iliklerimize kadar yaşayarak, severek anlamın kendiliğinden oluştuğu bir yol. Kimi zaman yolu beğenmeyiz, kimi zaman yürümeye mecalimiz olmaz, kimi zaman zorlu ya da kolay bir yoldur. Yaşamın herkes için tek anlamı sadece yaşamaktır. Kitapta da pek çok düşünürün görüşleriyle hayatın anlamına dair dil, Tanrı, toplumsallık bağlamında yorumlar getirilmiş. Okuması yer yer zor da olsa keyifli ve düşündürücü bir eserdi.
Felsefe-Düşünce
Hayatın AnlamıTerry Eagleton · Ayrıntı Yayınları · 2015584 okunma
Spoiler
Puan vermedi·216 syf.·
2022 52. kitabı
Orta sınıf bir ailenin çocuğu olan Hans Gienbenrath'ın oldukça iyi giden akademik mücadelesinin giderek başarısızlığa uğramasını ve ardından Hans'ın hazin sonunu anlatan bir roman. Herman Hesse insana dair güçlü gözlemlerde bulunup karakterleri iyi betimlemiş. Kişilerin bulundukları sosyoekonomik şartlar içinde, eğitim sistemi içinde aldıkları şekilleri tutarlı bir şekilde ifade etmiş. Örneğin Hans'ın babası yalnızca çocuğunun başarısına odaklanan, kalın kafalı bir adam. Zaten roman da onun tasviri ile başlıyor. Öyle ki onu alsak ve komşu ailelerden biriyle değiştirsek fark edilmez. O kadar kendine has olmayan biri. Böyle bir babanın ve çevresindeki herkesin başarı beklediği büyük umutlarla bağlandığı Hans ne oldu da ustanın yanına çırak verildi? Aslında onun hayatındaki kırılma noktalarından ilki yıl boyu uğruna çalışıp didindiği ve sonunda kazandığı okula rağmen tatilinin zehir edilmesi. Emeklerinin karşılığı olarak tatilde sevdiği şeyleri yapacağını, balık tutup kırlarda koşacağını sanan Hans, gitti İbranice ve matematik çalıştı. Dur durak bilmeden çalışıp çalıştırılınca da haliyle tükendi. Okulda da hayatına giren çarkın dışında kalmak için uğraşan Heilner ile dostluğu bu tükenmişliği perçinledi. Belki aşina olduğu bir dünyanın dışından gelen ona cazip geldi. (Çünkü arkadaşı kesinlikle ona saygı duymayan biriydi bana kalırsa.) Heilner, Hans'ın çalışmalarına saygı duymayıp onu derslerinden alıkoyan, yalnızca kendini ifade etmek için Hans'ı kullanan narsist biri imajını oluşturdu kafamda. Bu nedenle ben ikisinin dostluğunda sıcak bir taraf bulamadım. Dostluklarının herhangi bir derinliği yoktu. Ancak Hans arkadaşının okuldan kovulmasıyla boşluğa düştü ve tepkisizleşti. Bu kısımlarda özellikle Hans'ın fikirlerini daha fazla iç monologla okumak isterdim. Sona doğru
1000k
Çarklar ArasındaHermann Hesse · Can Yayınları · 20202,043 okunma
Reklam